Roman İncelemesi: “Gül Yetiştiren Adam”

Loading

Kitapta öncelikle iki yaşamın portresi çizilir. Her iki taraf da kendi hayatlarına dair problemlerle veya bunalımlarla cebelleşmektedir. Birinin sıkıntısı diğerine anlamsız ve değersiz gözükür. Aslında kitapta bu iki hayatın tam olarak kesiştiği, birbirlerine rastladığı bir bölüm yoktur. Bu karşılaşma daha çok gül yetiştiren adamın en sonunda dışarı çıkması ile oluşur, orada da bu karşılaşmayı sadece onun gözünden görürüz. Şehirde iki yaşam da bir döngü gibi akıp gider. Herkesin belli bir zamanı vardır. Güneş doğmadan uyananlar olur. Daha sonra şehrin geri kalanı uyanır. Akşama doğru ilk kalkanlar yatmaya hazırlanır. Daha sonra kalkanlar için ise gün yeni başlar. Ancak gül yetiştiren adam artık iki döngüye de ait değildir…[1]

Gül yetiştiren adam bir ruhban değildir. Kazandığı bir savaşta ne uğruna savaştığını fark edince köşesine çekilen ve bir daha asla ‘çemberinin’ dışına çıkmayan bir karakter daha doğrusu tiptir. Bir Müslüman karakter olarak son yüzyılda Müslümanların kendi çemberlerinin dışındakilere olan tepkisinin bir özetidir gül yetiştiren adam. Bu konuda iki yaşamın da birbirine gösterdiği muamele aynı olsa da bizi asıl ilgilendiren bugüne kadar süregelmiş Müslüman zihnin tepkisidir. Çoğunluğu oluşturan Müslüman zihinler her zaman dışarıdan geleni faydasız, zararlı ve ‘şeytan işi’ olarak görmüşlerdir. Çemberinin dışındaki her şey yani dünyanın geri kalanı değersizdir, her zaman en üstün olan çemberin içindekilerdir. Müslüman zihnin yıllardır aşamadığı bir problemin anlatısıdır aslında gül yetiştiren adam. Değişen dünyada kendine ve değerlerine yer bulma çabasıdır. Bu zihin kendini dışarıdan izole etmiş ve en ufak bir açıkta elindekilerin zarar göreceğine kendini inandırmıştır. En büyük korkusu elindekini kaybetmek, ona yabancılaşmaktır. Bu zihin artık karşılaştığı her şeyi iki kategoriye sığdırmaktadır. Ya tamamen faydalıdır ya da tamamen zararlıdır. Ancak bu zihin kesinlikle dini bir gereklilik değildir, sadece siyasi bir kalıplaşmadır. Gül yetiştiren adam da dışarıya çıktığında bu zihinle hareket eder. Artık her şey ona yabancıdır. Ancak tek bir yerde oraya ait olduğunu hisseder. Mevcut değişimden biraz da olsa nasibini almıştır orası ancak özü değişmemiştir. Orası hala değişmeyen şeriatın merkezidir.

Dışarıdaki insanların ise anlamsız hayatları gözümüze çarpmaktadır. Mevcut şehir düzeninde insan artık kendine yer bulamaz hale gelmiştir. “Şehrin ahlakı değişmiştir.” Koca şehir ışıkları artık insanın başını ağrıtır. Hayatın koşuşturmasında bir süre durup kafasını kaldırdığında nasıl bir yığının içinde yaşadığını fark eder. Kendini bulamaz bu yığının içinde. Bu yığının büyüklüğünü fark ettikçe nefes alamaz hale gelir. Hayat çok hızlı bir şekilde değişmekte, bir şeye alışamadan yenisi gelmektedir. Tutunduğumuz şeyler bir anda elimizden alınır. Tüketmek ve üretmek ile meşgul mahlukat artık düşünemez haldedir.

Bu kitabın bana kazandırdığı en büyük şey günümüz Türkiye’sine kadar çözülememiş zihni bir problemi kafamda daha da netleştirmesidir. Bu problem her şeyden önce insani bir problemdir. Din ve iman çerçevesinden çıkarak siyasi bir kabuklaşmaya yüz tutmuştur. Hızla değişen dünya karşısında daha da sertleşmektedir. Böyle bir zihnin mahiyetinin anlaşılması birçok şeyi çözümlemede yardımcı olacağını düşünüyorum.

Gül Yetiştiren Adam sf. 69

Avatar fotoğrafı

Musab İnci

21′ Mezunu
Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi (2016-2021)
İstanbul Teknik Üniversitesi – Mimarlık Bölümü (2021-___)
iletişim: incimusab2002@gmail.com

2026-27 Eğitim Yılı Kayıtlarımız Başlamıştır

Close Welcome Bar