Roman İncelemesi: “Yeraltından Notlar”

Loading

Dostoyevski’nin iddia ettiği şekliyle bir hayal gücü ürünü olmaktan ziyade, her toplumda bulunan bir ‘tipin’ psikolojik bir tahlili yapılmaktadır. Elbette bu karakteri en iyi anlayabilecek olanlar da içimizdeki “yeraltı adamlarıdır”. Yeraltı adamı kendisini toplumdan soyutlamıştır ve çevresindeki insanlara öfke duyar ancak bir o kadar da onlara ihtiyacı olduğunun farkındadır. Kendi deyimiyle birisi gönlünü alsa hemen yelkenleri indirecektir. Çünkü her ne kadar insanlardan nefret de etse hastalığının çaresini onlarda bulacaktır. Yer altı adamı belli bir birikime sahip bilinçli bir insan olma iddiasındadır. Kafasında diğer insanların başaramayacağı şeyleri gerçekleştirse de toplum bunun farkında değildir. Sadece kendisinin farkında olması yetmez onun için, diğerleri de onun ‘cevherini’ görmelidir. Zihnindekilerin o anda oradaki her türlü değerden; paradan, şöhretten, kadından daha değerli olduğunu bilse de toplumun bunu bilmemesi onu yiyip bitirir. Tam burada içinde biriktirdiklerini başkalarına aktarma ihtiyacı hisseder. Bunu yapamadığı sürece kendi kendine ruhunu kemirip durur. Zihnindekileri yazmak ise geçici bir çözümdür, asıl ihtiyacı olan muhatap alabileceği ruha sahip bir varlıktır. Kitapta da yer yer insanlara fikirlerini açtığı ve bir süreliğine ruhunu dinlendirdiği kısımlarla karşılaşmaktayız. Yeraltı adamının kendi türünden ayıran bir özelliği vardır. O ne ‘Napolyon’ ne de ‘Peygamberdir’. Ne bir orduya ne fiziksel bir güce ne de ilahi bir desteğe sahiptir. Tamamıyla çırılçıplaktır. Kendisini maddi ve manevi her türlü baskıdan kurtaracak bir unvana sahip değildir. Yeraltı adamı toydur, toy kalmıştır. Kendini eğitebilir ancak onu olgunlaştırabilecek, hazırlayabilecek bir ‘mağarası’ ya da bir akıl hocası yoktur. Sadece kendi elde ettiği bilgi ile pısırık kalmıştır. Toy olduğu için nasıl davranacağını bilemez, “insanlara selam vermeyi keser”. Yeraltı adamı yeni dünya düzeninin Napolyon’udur.

Yeraltı adamı toplumun ona hak ettiği yeri ve görevi vermediğine inanır. Yaptığı eylemlerle sürekli kendinin ve fikirlerinin, çevresindeki insanlardan ve onların değer verdikleri şeylerden daha değerli olduğunu kanıtlamaya çalışır. Çevresi tarafından ciddiye alınmak ister. Bu eylemler sırasında ise sürekli kendini hem toplum içerisinde hem de kendi zihninde küçük düşürür. Küçük düştükçe toplum gözünde değeri daha da azalır ve kendi içinde yaşadığı buhran daha da alevlenir. Yaptığı hatalardan pişman olur ve sürekli zihninde olayların aslında nasıl gerçekleşmesi gerektiğine dair başka senaryolar kurarak kendini teselli etmeye çalışır. Zihninde kendi kendine serüvenlere dalmaktan zevk duyar. Önünde kendine yaraşır fırsatlar olduğuna inanır. Çünkü orası kendisinin değerli görüldüğü bir dünyadır. Yeraltı adamı haykırmak istediklerini haykıramayan bir insandır. Bunun sebebi herhangi bir şekilde görülebilen bir baskıdan dolayı değildir. Kendisinin dediği gibi ortada görünen bir düşman yoktur ve bu onu daha çok delirtir.

Yeraltı adamının içindeki çatışmayı dışarıya da yansıttığını görürüz. İçerisindeki kararsızlık dışarıda da kendini gösterir. Yeraltı bölümünün sonunda dediği gibi söylediklerine inanır ama bir yandan da her sözünün yalan olduğunu hissedip kuşkulanır. Sanki içinde iki kişi varmış gibi hangi hamleyi yapacağına karar veremez ve sonunda hiçbir şey yapamadan ortada kalır. Yeraltı adamı iş yapamaz. Bu yüzden ona göre ‘iş becerenler’ ve ‘iradeli adamlar’ aptaldır. Çünkü onlar yeraltı adamının yapamadığı şeyleri gerçekleştirebilirler. Yeraltı adamı gayet insani bir duygu ile onları kıskanır. Ona göre kendisi bir böcek bile değildir çünkü böcekler bile iş yaparlar. İçindeki kararsızlık yüzünden duygularını akışına bırakamaz. Onun güvenebileceği bir özelliği ve dahi kişiliği yoktur artık. Çünkü normal insanların aksine o kendine destek olacak sebepler bulamaz. Onu durduracak bir duvarı yoktur o, duvarın arkasını merak eder. Her bir sebebin ötesine geçmek ister. En sonunda ise kendi duvarı olmadığı için başkalarının duvarına yani güzel ve yüce şeylere daha sert vurmaya başlar. Tüm bunlar onu daha fazla öfkeye boğar ve artık topluma dair bütün “güzel ve yüce şeylere” aykırı davranmak ister. Topluma aykırı olmaktan, davranışlarında en aşırı dereceye gitmekten zevk alır hale gelir. Artık değişmek imkânı olsa bile değişmek istemez. Nefret ettiği toplumun içerisinde onlara aykırı davranmak, masaların arasında sarhoş dolaşmak, insanlardan edepsizce borç istemek ona haz verir. Yeraltı adamı güvenebileceği sebeplere sahip olmadığı için nasıl davranacağını da bilemez. İçindeki kargaşa davranışlarında ve hareketlerinde de belli olur. İnsanlardan utanır ve yüzlerine bakamaz. Küçümsediği insanların karşısında tıpkı bir ‘sıçan’ gibidir. Korkak olmamasına rağmen çekingendir. Sokakta yürürken tanınmak istemez. O kadar takıntılıdır ki en basit şeyleri kafasında büyütür olmadık anlamlar verir. Gülünç duruma düşmekten ve ‘bayağı’ gözükmekten aşırı derecede korkar ve etrafına ayak uydurmaya çalışır. Farklı olduğunu bildiği için normal gözükmeye çalışır.

Yeraltı adamının psikolojik tahlilinin yapıldığı ilk bölümün önemli bir kısmında duyuların rasyonelleşmesi mevzusu açılır. Dostoyevski insanın rasyonel ve ruhsuz bir varlıktan daha fazlası olduğunu kanıtlamaya çalışır. İnsan düalisttir. Her iki zıtlığı da içinde barındırır. Aşkınlık ve mantık arasında bir varlıktır. Sırça köşkün içinde olmak istediği kadar orada “nanik yapmak” da ister. Kendi çıkarları için bina inşa eder ama en sonunda binayı yıkmak da ister. İnsan yaptığı her şeyi can sıkıntısından yapar. İstekleri diğer çıkarlarından daha önemlidir onun için. İstekleri zararlı da olsa onun benliğini korur. Ancak kitabın tümüne bakıldığında böyle bir bahsin açılması absürt gözüküyor. Arada sıkışmış bir yeraltı adamının bir anda kesin bir dille konuşmaya başlaması benim zihnimi bulandırmadı değil. Tam olarak temellendiremesem de bunu erken dönemlerinde karşıt olduğu bir fikre cevap niteliğinde araya sıkıştırdığını düşünüyorum.

Birçok esere konu olmuş olsa da bir insanın yaşadığı toplumun içerisinde yaşadığı bunalımı tam olarak idrak edememiştim. Bu eserin tüm şeffaflığı ile bunu ortaya koyduğunu düşünüyorum. Bahsettiğimiz karakter aslında çok da olağanüstü birisi değil. Dostoyevski’nin de dediği gibi o her toplumda vardır. Belki de her insanın içinde vardır. Yeraltından Notların harika bir psikolojik çözümleme olduğunu düşünüyorum. Aslında bire bir insanın kendisini anlatıyor Dostoyevski. Bu insanı en iyi anlayabilecek veya kâğıda dökebilecek kişi ise yine kendisidir. Dostoyevski bir yeraltı adamı mıdır ya da yeraltı adamı mıydı tartışılır. Ancak kendi adıma konuşacak olursam fazlası ile yeraltı adamı ile benzerlik taşıdığımı düşünüyorum. Bu belki iyidir, belki kötüdür, belki de kibrin ta kendisidir. Asıl soru ise şudur: Yeraltından kurtulabilir miyiz? Sansürlendiği için kitabın yayınlanmadığı iddia edilen bir bölümüne göre insanı yeraltından “inanca ve İsa’ya duyulan gereklilik” yani din kurtarabilir. Kesin cevaplar veren ve her zaman sığınabileceği bir makam böyle bir insan için faydalı olabilir. Bu konuda kitabın sonunda yeraltı adamının kutsal kitap okuyan kapıcısı Apollon tarafından alt edilmesi de manidardır.

Avatar fotoğrafı

Musab İnci

21′ Mezunu
Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi (2016-2021)
İstanbul Teknik Üniversitesi – Mimarlık Bölümü (2021-___)
iletişim: incimusab2002@gmail.com

2026-27 Eğitim Yılı Kayıtlarımız Başlamıştır

Close Welcome Bar