![]()
İnsanlar amaçlarını bazen nefislerini tatmin eden zevkler, bazen de kalplerini tatmin eden huzur olarak belirlerler; bu amaçlar insanları kesinlikle uzun bir süre tatmin eder. Fakat bunlar nihai amaç olmalı mıdır? Allah insanı sadece zevk alsın veya hoşnut olsun diye mi yaratmıştır?
İnsanın ömrü gerek nefsinin tatmin olduğu anlar, gerekse kalbinin hoşnut olduğu anlarla geçer; bazı insanlar ikisini ortalayarak hayatlarını devam ettirmeye çalışır. Bu gayet makul gelir insana, fakat insanın kalp ve nefis gibi bir organı daha vardır; bu da akıldır. Çoğu insan aklı düşünmeyerek, ibadetlerini sadece huzur elde etmek için yapar. Ancak nasıl sadece nefsi tatmin etmek yeterli değil ise sadece kalbi tatmin etmekte yeterli değildir. Aklın da isteklerini yerine getirmek gerekir. Aklın isteği de asıl amaçlardır, ibadetten örnek verirsek; ibadetleri haz için değil asıl amaç olan Allah rızası için yapmalıyız, böyle yaparsak ibadetteki zevkin yaratılış sebebini de anlamış oluruz, amaç değil araç… Ayrıca ibadetin özü inançtır, inancın da dereceleri vardır: Tahkiki, Taklidi, İcmali ve Tafsili iman. Bunlardan şu an işimize yarayacak olanlar tahkiki ve taklidi iman: Taklidi iman aileden gelen özünü bilmeden inanma manasına gelirken tahkiki iman özünü bilerek, neden inandığını bilerek, İslam’ın gerçek din olma kanıtlarını bilerek inanmak manasına gelmektedir. İbadeti yaparken özünü bilerek, tahkiki iman ile namaz kılarsak hem aklımızı tatmin etmiş oluruz, hem de namazı kılmamız kolaylaşır. Ayrıca nefsimizi tatmin eden şeyler de amaç değil araç olmalıdır, rabbimizin nimetlerini tadıp tefekkür etmek ve şükretmek; bu da insanı Allah rızasına götürür. araçlar amaca ters düşerse amaç da tam olarak yerine getirilmiş olmaz. Mesela amaç Allah rızasıyken kullanılan araçlar Allah’ın razı olmayacağı şeylerse koyulan etik değerlere aykırılarsa amaç ne kadar yerine getirilmiş olabilir? İşte bunun da vicdanı rahatsız etmesi gerekir, tabi ölmediyse. İnsanın akıl organına girebilecek olan vicdan kısmı kalbe de biraz girer desek yanlış olmaz. İnsanın nasıl diğer organları ihtiyaçları ve istekleri yerine getirilmeyince insana rahatsızlık veriyorlarsa vicdan da diğer organlar gibi insanı huzursuz eder. İnsandan insana değişebilir fakat genelde insanı en çok rahatsız eden ve doğruya götüren organı vicdanıdır. İnanmayan insanların bile vicdanı vardır ve onları kötülükten alıkoyar. Hatta insan vicdanı sayesinde İslam’a inanmayı bile seçebilir. Allah insanı yaratılış amacına götürmek için böyle güzellikler yaratmış, araçlar yaratmış. Peki bu kadar araca rağmen insanlar neden inanmıyorlar ve yaratılış amaçlarını yerine getirmiyorlar? İşte bu araçların yaratılış amaçlarından sapmasıyla mümkün oluyor… Mesela bazı insanlar haz için yaşıyor demiştik, bu ne demek? Aklın, vicdanın, kalbin isteklerini yerine getirmeden sadece nefsi tatmin etmek demek. Bazıları da işkolik oluyor, bu da aklın isteklerini yerine getirmektir desek pek yanılmış olmayız. Nefsi ve aklı sıkacak kadar ibadet etmek de insanı ifrata götürür. İşte burada da itidalli olma kavramına ulaşıyoruz. Müslümanların ne ifratta ne de tefritte olması lazım. Hep itidali koruması lazım. Taklidi imandan tahkiki imana geçerken bunu çok yaşıyor insan. Bir anlık şevk ile insanları fazla yargılayabiliyor veya kendimize yerine getiremeyeceğimiz sözler verebiliyoruz. Tabi bazı şeylerin de zaman geçtikçe öğrenilmesi daha iyi ama büyüklerin tavsiyelerine uymak da akıllı mümine daha hızlı bir yükseliş imkânı sunar. Allah resûlü (s.a.v.) “Allah, Kitabı, Resûlü, mü’minlerin yöneticileri ve tüm müslümanlar için nasihattir” buyurarak dinin müslümanlar için bir nasihat niteliğinde olduğunu vurguluyor. Allah, Resûlü ve Kuran-ı kerim aracılığıyla bizlere nasıl itidalli olarak aklımızı, nefsimizi, kalbimizi ve vicdanımızı tatmin edebileceğimizi açıklıyor. Bu yüzden bazen de sebebini tam olarak bilemesek bile İslam’ın öğütlerine kulak vererek hayatımızı yönlendirmemiz gerekir. Özellikle gençlikte bunun öneminin çok büyük olduğunu düşünüyorum. Çünkü fikri alt yapımız bir yere dayanmaz ise duygularımızı bile yönetemeden oradan oraya savrulup duruyoruz. Fikirlerimizi toparlayamıyoruz. En sonunda da genelde batı özentiliği içinde boğuluyoruz. Çünkü fikirlerimizi çorba yapıyorlar… Burada gençlere özellikle abilerinin destek vermesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu fikirlere bir kere rastladık mı İslam’ı da doğru tanımıyorsak oradan oraya savrulup duruyoruz ve bu ruhumuzu oldukça yoruyor. Oysa gençliği ehli sünnet olan İslam’ın ışığında yaşayınca… Gerçekten o zaman insan öyle lezzetler ile karşılaşıyor ki. Fakat başı nasıl önemli ise devamı da çok önemli, insanın istikrarlı olması lazım. Çünkü hep işlerimizi yapmak için gerekli motivasyona sahip olamayız. Moralimiz bozuk olduğunda da sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekiyor. Bunda da Allah’a sığınıp istikrar ile ibadete ve hizmete devam etmeliyiz diye düşünüyorum. Böyle meseleleri de kağıt üstünde konuşmak çok kolay ama başımıza gelince ne yapacağımızı bilemiyor, genelde ilk defa karşılaştığımız durumlarda duyularımızın etkisine kapılıp mantığı unutuyoruz. Sonra çok vicdan azabı çekebiliyoruz. Böyle durumlarda da tevbe edip bir daha yapmamaya gayret etmemizi öğütlüyor bize İslam. İslam böyle araçlar ile amaca yönlendiriyor. Fakat bu kadar araca rağmen insan gene de bazen bu dünyada işlediği hata ve günahların diğer dünyadaki karşılığını aşırı görebiliyor. Burada da Allah’a güvenmemiz gerekir. Buda fikri alt yapıyı kurunca kolaylaşıyor. Fikri alt yapının hep üstüne basıyorum çünkü gerçekten de benim kuşağımda gözlemlediğim eksiklik hep bu oldu. Bizden önceki kuşak daha çok taklidi imana sahip ve biz genç kuşağı da buna yönlendirmek istiyor. Fakat biz internetin engin sularında felsefeye ve sorgulamaya maruz kalıyoruz. Gençler ile yaşlılar birbirlerini anlayıp anlayış gösterdiğine bu sorunlar çözülüyor fakat inat bu ya meseleyi büyüttükçe büyütüyor bazen de işin içinden çıkamadığımız bir hale getirebiliyoruz. Bu durumlarda da efendimiz (s.a.v.)’in hayatında gördüğümüz gibi bir hakeme ihtiyacımız oluyor. Gerçekten ortayı bulabilecek yaşta ve fikri alt yapıya sahip insanlar ortayı bulabiliyor ve meseleleri çözebiliyor. Bizim de İhyada böyle yetiştiğimizi düşünüyorum. Gerçekten işinin ehli aydınların kitaplarını sağlıklı bir şekilde açıklayarak hocalarımız ile birlikte okuyoruz. Bu da çözülmez gibi gelen meselelerin içinden çıkabilmemize baya bir yardım edecek gibi duruyor. Allah hepimize feraset versin istikrar versin. İnşallah Kardeşlik ve İhyâ Akademisinden mezun olduğumuzda da gerçekten çağın sorunlarına çağa ayak uyduran çözümler ile cevap verebilelim. Hem dinimizi hem de milletimizi daha iyiye daha yükseklere çıkarabilelim. Kardeşlik ve İhyâ Akademisinin kuruluş ve yükseliş sebepleri kafamda değişse de hizmet ettiği doğruların bunlar olduğunu düşünüyorum. En iyisini Allah bilir diyerek yazımı sonlandırıyorum. Allaha emanet olun, sağlıcakla kalın.

