Günümüzdeki toplum, Batı’yı ve günümüzdeki “modernlik” telakkisini ulaşılması gereken en üst düzey amaç veya ütopik bir toplum gibi düşünüyor. Batılı devletler, Amerika ve birçok modern devlete bakıp kendimizle onların ekonomik güçlülüğünü veya fikri özgürlük seviyemizi veya toplum içinde taciz oranları gibi birçok değerimizi karşılaştırıyor ve birçoğunda kendimizi vahim bir durumda görüyoruz. Tüm bunların hepsi, bu devletlerin bizlere göre ekonomik olsun, kültürel algı olsun, fikri özgürlük olsun bir sürü konuda üstün ve kısaca en çağdaş ve “en mükemmel” topluluk olarak gözümüzde canlandırıyor. Bu yüzdendir ki toplumun içinde hep bu modern devletlere karşı gıpta etme durumu vardır. Bunun başka bir sonucu da oluyor. Bu durum, insanların bir toplumu değerlendirme ölçütlerini değiştiriyor. İnsanların birçoğu, toplumdaki bir uygulamanın doğruluk seviyesini rasyonel düşünerek karar vermekten ziyade, bu modern devletlerde o uygulamanın var olup olmaması veya ne kadar uygulanmasına bakarak değerlendiriyorlar. Burada unutulan şey şudur: Her toplumun kendine özgü anlayış ve kültürel algısı, olaylara tepkisi ve tarihi vardır. Başka bir toplumda uygulanan bir durum, tarihin çizdiği rotanın doğal bir sonucu veya halkın doğal bir isteği veya halkı birbirine kenetleyen bir unsur olabilir. Lakin bu bizim toplumumuzda da böyle bir etkisi bulunacağı anlamına hiçbir şekilde gelmez. En basitinden İngiliz toplumunda İngilizce yıllardır konuşulagelmiş bir dildir. Bu bizim resmi dilimizi İngilizce yapmamız anlamına gelmez tabiki. Bu çok basit bir örnek olsa da bir sürü durum buna benzer bir şekilde işliyor.
Evet, günümüzdeki doğruluk algısı modern devletlere bakılarak ölçülüyor veya kısaca ne kadar modern olduğuyla. Ama bu en doğrusu olmayabiliyor. İslam’a karşı ortaya çıkan sorun da tam olarak burada gerçekleşiyor. İslam ile günümüzdeki modern hayat birbiriyle bir noktada çelişince toplum modern kararı daha doğru buluyor veya bu çelişkinin farkına varıyor, böyle bir çelişkinin varlığını kabul etmek istemiyor ve en sonunda İslamî karar ile modern karar arasında ne İslamî ne de modern olan saçma sapan yeni bir karar ortaya konuyor. Örnek vermek gerekirse kadınların açık olmasını çoğu kişi dünyanın bir gerçeği ve gerekliliği olarak görüyor ama hiç kimse geçmişteki kadınların kapalı olmasına rağmen yıllarca adaletli bir düzen sürdürmeyi başarmış ve kadın-erkek dengesini sağlayabilmiş İslamî devletlerin varlığını hatırlamıyor. Önemle durmak istediğim bir konu var; geçmişte adaletli bir İslamî devlet yaşanmış- en güzel örneği Osmanlı- diye örnek verip günümüzde de geçmişteki devleti yaşatmamız gerektiğini kastetmiyorum, günümüzün şartları farklıdır lakin geçmişte bunun başarılmış olması günümüzde de farklı bir şekilde olsa da İslamiyet’in geniş sınırları içerisinde başarılabileceğini anlatmak istiyorum.
Bu yüzden saplanıp kalmış olduğumuz modernist bakış açısına takılıp da, ya İslamiyeti tamamen dışlayan veya ne İslamî ne de modern olan bir blender karışımını bırakıp, dümdüz İslamî ve gerçek anlamda İslam’ı örnek almak gerekiyor. Kararları buna göre uygulamak gerekiyor.
Problem şurada: Toplumda bu gerçeği gerçek anlamda anlayabilen çok az insan var. Eğer gerçek anlamda İslamî kararlar alınsa ve diriliş sitesindeki uygulamalar istikametine yönlendirilirse insanların birçoğu buna isyan edecektir. İslami olsun veya olmasın doğal olarak gelişmeyen, insanların tepkisini toplayan faydalı bir uygulama dahi, faydasından çok zarar verecektir. İslami ilerleme bu yüzden zordur. Bunun için İslamî bir uygulama yürürlüğe sokulmadan önce belki yıllar belki on yıllar boyunca toplumda bunun hazırlığı yapılmalı ve uygulanmaya müsait bir duruma geldikten sonra ancak bu uygulama yürürlülüğe girmelidir. Bir uygulamanın geçmişi yürürlüğe girdiği tarihle değil, bu durumu hazırlayan süreçle başlamalıdır. Bunun için diriliş erleri dediğimiz kişiler yavaş yavaş toplumun algısını değiştirmelidir ve gözlerini açmalıdır, belli İslamî uygulamaların arka planında yatan hakikati herkesin görebilmesi sağlanmalıdır ve bunun yanında o uygulamanın; toplumda sosyal denge, siyasi denge ve adalet dengesini bozmayacağı bir ortam olduğundan emin olunduktan sonra o uygulama yürürlüğe girmelidir. Böylece toplum ilerleyecek ve gelişecektir. İslam çerçevesi hakkında bozulmuş algılar böylece tekrardan hakiki anlamına kavuşacaktır. Bu uğurda yapılan tüm çabalar cihattır. Allah’ın dininin gerçek anlamını hatırlatan bir cihat.
Terakki ilkin üstteki anlatılan gibi olmalıdır ama bunun yanında İslamiyetin kurduğu çerçeve geniştir, İslamiyette yönetim sistemi dahi belirtilmemiştir örneğin. Bu durumda ikincil terakki ise kalan serbestlikte; kültürümüze ve çağımıza uygun olacak şekilde, özellikle bilim ve teknolojide olmak üzere, belli alanlarda ilerlemeyi sağlamaktır. Bu tür uygulamalar bahsettiğimiz gibi müsait değilse ancak yıllar boyunca ortamı hazırlandıktan sonra uygulanabilir. Bu tür uygulamalar; diğer devletlere bakılarak onları gözlemleyerek, özeleştiri yaparak ve birincil, İslamî ilerlemeye uygunsa ve ortama da müsaitse gerçekleştirilir. Böylece İslamiyetin sunduğu serbestlik de doğru bir şekilde doldurulur, insanlar okumaya, öğrenmeye, bilme yönlendirilir, insanlar toplumlarını ilerletmeye yönlendirilir, önleri açılır; toplum, çağın gerekliliklerine uyar ve eski usullere takılıp kalmaz, oturaklı bir sistem oluşturulur.
Zamanında ikincil terakkideki eksikliğimiz, bizi modern devletlerden geride kalmamıza neden olan terakki türü olmasına rağmen, birincil İslami terakki olmadan toplum boşlukta kalacağından hiçbir anlam ifade etmez. O yüzden özellikle İslami terakkinin ve toplum bakış açısının değişmesi üzerinde durmak istiyorum. Yani bir devletin adaletli, çağdaş, oturaklı bir sistemin olmasını sağlayacak hem birinci hem de ikinci tür terakkidir ama şu anda bunlardan daha önemli olanı birincil, İslami olanıdır.