![]()
Sezai Karakoç’un bahsettiği “Zaman Kahramanlığı” durumunu anlamak için söz konusu kavramın geçtiği paragrafı tamamıyla incelemek gerekir. Karakoç Amentüde geçmişten sürüp gelme olduğundan bahseder; bu sürüp gelme bir çığ edasıyla yuvarlanarak, katbekat artarak, hızlanarak bugüne ve bugünden de yarının bugününe ilerler. İlimdir bu, bilgidir, geçmişten çıkıp da gelen çıkarımlardır. Geçmişin varlığını inkar etmez, edemez ve aksine sadece ona da bağlı kalamaz, kendi bütünlüğüne aykırıdır. Çünkü adı üstünde “Zaman Kahramanlığı” tüm halde, parçalı olduğu iddia edilen zaman. Amacı geçmişin üzerindeki tozları süpürmek, ona aydınlık getirmektir. Diriliş eri bu sırada kendini geçmişe kaptırmamaya, onu sadece bugünün aracı olarak görmeye sonuna kadar gayret göstermelidir. Tarihte geçmişe takılan topluluklar her daim hüsrana uğramıştır, atalarının yaptıklarını aynen tekrar eden ve kendi biricikliklerini ayaklar altına alıp geçmişi aynı şekilde kendi bugünlerine taşımak istemişlerdir. Bu işin ironik kısmı ise dünden bugüne taşıdıkları, bizim için dünden yine düne taşınmıştır. İşte “Zaman Kahramanının” da zamanı bir kılıçla kesmesinin sebebi de buna benzer. Dün ve yarın asla gelmeyecektir, onlar sadece bugünün ilerisi ve gerisi olarak belirtilen, sabit ve belirlilikten çok uzak, bugüne bağlı değişkenlerdir. Bunların hepsi tek bir parçadır, “bugün” ve önemli olan geçmiş ve gelecek diye zikredilen şimdi parçaları tek bir araya toplamak, bugünü zincirlerinde kurtarmaktır. İşte budur “Zaman Kahramanlığı”, zamanı hapsettiğimiz kendisinden kurtarıp özgürleştirmek, bu esnada “Dem”i korumaktır. Bu şekilde zaman ihtiyaç haline ve asıl amaca giden yolun gereksinimlerine göre, “Dem”e göre ayarlanabilir ve gerektiği zaman gerektiği yerden ödünç alınıp ondan tasarruf edilebilir.
Farklı milletler zamanı farklı dilimlere ayırmıştır, en yaygını geçmiş, şimdi ve gelecek olsa da bazıları bunlar için dönüm noktaları, bazıları için ise evvelsi gün gibi basit görülen tabirlerdir. Halbuki ne çok şey anlatır bize onların yaşamları ile ilgili. En başta eğer bir toplum için zaman tarif ve ifadeleri geniş ise bu milletin bilgi aktarımı ve gelecek planlarının daha geniş kapsamlı olduğu çıkarılabilir. Düşünen ve planlayan milletlerin hayatı gelişigüzel yaşayanlara kıyasla çok daha hızlı ve etkili dönüşümler geçirir. Bu her zaman iyi olmasa dahi çeşitliliğin artışı için önemli bir etkendir. Dönüm noktaları medeniyetlerde fikri, kültür ve
toplumda ise tarihi noktalardır. Genelde bu noktalar geçmişi belirtse de, dinlerde (özellikle kitap sahibi dinlerde) geleceğe dair plan, dönüm noktaları ve kehanet benzeri ifadeler vardır.
Diriliş erinin saat telakkisi birdir, tektir. Diriliş eri için dün, bugün yada yarın fark etmez, o hep yolundadır. “Hak” yolunda, “Dem” yolunda, kendini ve benliğini kaybetmeden yolunun peşinden gider. Diriliş eri için bir diğer sıkıntı da zamanda kaybolmamaktır. Geçmişin tozlu gölgesini kaldırırken ona kapılıp hayali bir dünyada oluşturduğu dünyasına kapılmaktır bu sıkıntı. Bu bazıları için her daim geçmişi övmek, onun kötü yanlarını görmemek, bir nevi onu ve ondakileri ilahîleştirmektir. Bir de zıttı vardır bunun:
hep geçmişi kötüleyenler, geçmişin her anısına sövüp onun iyi yanlarına çamur atarlar,
doğruları yanlışlara karıştırıp yorumlarlar. Diriliş eri ise objektifliğini korumalı ama korurken benliğini ve değerlerini unutmamalıdır. Diriliş eri ise bugününün geçici olduğunu lakin asla dönülemeyecek bir zaman olduğunu hatırlamalıdır. Bu zamana takılıp onun gereksinimleri uğruna “Dem”i bırakmamalıdır. Elbet “Hak” yolda gitmek için bazı şeyler feda edilmelidir ama feda edilen şeyler “Hak”tan değil yoldan olmalıdır. Çağın istekleri için benliğini kaybeden kişi Diriliş erine büyük bir düşmandır. Diriliş eri bencil değildir, olmamalıdır. Yürüdüğü yolda arkasından gelecekleri düşünmeyen kimse ya yolun yarısında bayılır yada “Hakk”ın gazabına uğrar. Oysa ki Diriliş eri yalnız değildir, o tek iken bile yalnız değildir. Diriliş eri “Hakk” sancağını takati yettiğince götürür, o düştüğü anda arkasındaki diğer diriliş erlerinden birisi bu görevi üstlenir. Sancak tepeye dikilmedikçe, zafer kazanılmadıkça bu sancak taşınacaktır. Diriliş eri her daim “Hak” yolda olması sebebiyle tek dahi olsa yalnız kalmaz, o sırtını Allah’a dayar, onun gücünün her şeye kâdir olduğunu bilir. Diriliş eri için gelecekte bugünün devamı halindedir, asla göremeyecek dahi olsa sancağına yarına , yarının bugünü olduğunu bileceği yere taşıma uğrunda kendisini feda etmekten çekinmez. Gelecek onun için sadece bugün altyapısını hazırladığı binanın katlarını dikmektir. O gelecek için güven içindir, çünkü eninde sonunda “Hakk”ın galip geleceğini bilir. Ama bu demek değildir ki Diriliş eri tembeldir, aksine her daim bir hararet içindedir, her daim bir acele içinde, sakin ama bir o kadar endişeli, güven içinde ama bir o kadar planlı ve çalışkan. “Zaman kahramanlığı” ya işte aynı gerçek bir kahraman gibi zamanı eskimek ve yozlaşmaktan kurtarır, onun geçmişi ve geleceğini birbirine bağlamak için onu tek parça haline keser, onu sınırlayan bölmelerinden ayırır. Böylece zaman geçmişten gelen birikimini “Bugün” köprüsü üzerinden geleceğe aktarır.
Diriliş eri her daim yolunda olmalıdır, çünkü Diriliş yolu sadece belli zamanlar arasında yapılan 9-5 bir iş değildir; bu bir gönül işi, akıl işi, yola başını koyduğun anda seni ona bağlayan, kalbine işleyen bir yoldur Diriliş. Bu yoldan ayrılmak demek tarih boyunca medeniyetlerin görmek için hayatlarını feda ettikleri “Hakk”ı, zaten bulmuşken reddetmek demektir. Bir insanın “Hakk”ı bırakabilmesi için ya nefsine tamamen teslim olması ya da yine “Hakk”a dönmek üzere onun için bırakması gerekir. “Dem” ise “Hak” yoludur, ona çıkan yol. “Dem” Diriliş erinin özüdür, onun asla vazgeçmediği yolu, bir nevi kendine ait bir parçadır. Diriliş eri için “Zaman kahramalığı” yaparken “Dem”i de unutmamalıdır, günün gereksinimleri “Dem” ile zıt düştüğünde “Dem”i silip atmamalı, hatta ondan feragat etmeyi dahi düşünmemelidir. Diriliş erinin bu durumu aslında biraz da şuna benzer: bir kar küreme aracı yolun üzerinde kar kürer, ana yolu bellidir, bulunduğu konuma göre hızlanır; yavaşlar, dönüşlerde erkenden frenini yapar ama ana yolu her daim bellidir. Yolu sadece kendi için değil arkasından gelecek olan diğer insanları da düşünerek kürer. Mecbur kaldığı durumda yoldan ayrılan bu küreme aracı ama sadece ve sadece geri ana yoluna dönmek üzere, yol üzerindeki küreyemeyeceği engelin etrafından yine yola dönmek üzere dolaşır. Yola başladıktan sonra geri dönme şansı yoktur, yol bazen düzlük bazen yokuştur, ama bu araç her daim yolundadır.
Diriliş eri için durum kendisinin “Hakk” yolda gitmesinden ibarettir. İnsanlar tarafından söylenen övgüler, insanlar tarafından söylendiğiyle kalır. Diriliş eri için kendisi ne pîrdir ne de erendir. Kendisi sadece ve sadece yolunda giden, doğruyu kendine âdet ve sıfat edinmiş, Allah’ın emrettiği yolda ilerleyen bir pîrden ibarettir. Diriliş eri en kötü olaylarda moralini bozmaz, en iyi olaylarda kibirlenmez. O gelen her şeyin Allah’tan olduğunu bilir. Diriliş eri ona söylenen en ağır sözlere bozulmaz, en iyi övgülere kapılmaz; çünkü hepsinin bir imtihan olduğu, onun “Hakk” yoluna layık olup olmadığı testi olduğunun farkındadır. Kaybettiğinde kalkmasını, kazandığında acımasını bilir. Diriliş eri ancak ve ancak “Hakk” yolunun yolcusudur.

