Röportaj: Âdem Ergül ile İstanbul Beyefendiliği Üzerine

Loading

-İstanbul beyefendiliği tam olarak nedir efendim?

Adem Ergül:

-Yani aslında İstanbul beyefendiliği, ya da Osmanlı Efendiliği, tabiri şuan ne kadar kullanılıyor bilmiyorum. Ama neden İstanbul beyefendisi demişler? Tabi İstanbul uzun yıllar boyunca İslam’ın, ta Peygamber Efendimizin zamanından beri göz koyduğu bir şehir olmuştur. Resulullah aslında daha öncesinden göz koymuş. İstanbul bir gün fethedilecek demiş onu fetheden komutan ne güzel komutandır demiş. Onun için İstanbul önce peygamberin gönlüne düşen bir şehir, daha sonra da İstanbul tabi. Fetihten önce ise o, Bizans döneminin entelektüel bir şehri kendi dönemine göre. İslam şehri olduktan sonra, özellikle İslam bol olduktan sonra, buraya âlimler ve ariflerin hicret ettiği bir şehir. Hatta Fatih kendi döneminde bile taa o zamanlardan, başka şehirlerin ariflerini buraya davet etmiş. Böyle olunca burada çok nitelikli bir insan grubu oluşmuş. Nitelikli, kaliteli bir insan grubu oluşmuş. Zaten Osmanlı’ya derviş devlet de derler. Tasavvuf hemen hemen herkesin gündeminde olan bir şey. Tasavvuf da güzel ahlak demek yani edep demek. Yani tasavvuf edepten ibarettir. Edep de nezaket demek, zarafet demektir değil mi, güzellikler demektir. Ve her bir insanımız aslında dergahlarda pişmiş, olgunlaşmış. Olgun, kâmil bir insanın nezaretinde edep tahsili yapmışlar. Bu edep tahsili çok boyutlu bir şey. Bir insanın Allah ile olan ilişkilerinde nasıl edepli olunur, onu öğretmiş. İnsan kendisi ile ilişkisinde nasıl edepli olur onu gündemine almış. Diğer insanlar ile ilişkilerinde edep, nezaket ve zarafet olarak nasıl bir çerçeve; nasıl bir üslup, prensip, adap çıkarılabilecek bunlar üzerinde yoğunlaşmış ve netice itibariyle hakikaten insanlar kimseyi incitmeyen bir beyefendilik kazanmış.

-Bir de İslam biliyorsunuz, her insana saygı duyan bir kimlik inşa etmiş çünkü yaratılanı hoş gördük yaratandan ötürü diye bir çerçeveyi insanın yüreğine adeta yazmışlar. Böyle olunca saygı merkezli, muhabbet dolu, kimseyi incitmek istemeyen bir insan tipi oluşmuş. Böyle olunca biz bunun adına beyefendilik deriz tamam mı? İstanbul beyefendiliği böyledir. Beyefendilik de bazen sadece kitap okumakla öğrenilmiyor, göre göre öğreniliyor. Böyle kâmil insanları, güzel insanları, âil insanları, arif insanları görüyorsunuz, hayran oluyorsunuz. O hayranlık sizde bir ahlaka dönüşüyor zamanla ve bir süre sonra beyefendileşiyorsunuz.

-Tabi o beyefendilik şu anda ne derece var artık, eksik değildir yine vardır ama maalesef çok değil öyle söyleyelim. Rafeti Musa Efendi vardı, Musa Efendi Hazretleri, İstanbul beyefendisi arıyorum diye bir Şevket Radonun yazısını, makalesini konu edinmişti. Şevket Rado İstanbul beyefendisi kayboldu diyor. Onun için o beyefendilik kaybolmadı da azaldı belki. Bunu da insanın araması lazım. Çünkü neden? Yani hakikaten nasıl biz kitap arıyoruz bilgi alalım diye, hal dediğimiz ahlak dediğimiz şey de insandan alınıyor. İnsan insanla aşılanıyor arkadaşlar. Edepli bir insanın yanında edep tahsil ediyorsunuz, göre göre oluyor çünkü. O bakımdan İstanbul’da da, hani üstad Necip Fazıl’ın da dediği gibi, oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir tamam mı? Orada seçim yapacaksınız işte, nur oluklarına doğru gidip münevver olacaksınız. Nurlanmış adamlar demek aydınlanmış adamlar; zihni, gönlü, hayatı, ahlakı güzelleşmiş insanlar demek. Bu yönüyle İstanbul beyefendiliği dediğim gibi tarihi kimliğin bir yerde ete kemiğe bürünmesi, çiçeklenip açması anlamına geliyor. İstanbul bu yönüyle de kültür şehri, hala öyledir kültür şehridir. Ve burada ilim almak isteyen, birçok alim bulur, irfan almak isteyen de birçok alim bulur, sanatta ilerlemek isteyen de birçok sanatkâr bulur. Bu yönüyle İstanbul’da yaşamak ve İstanbul’u yaşamak diye iki farklı kelime kullanılır. İstanbul’da yaşadığı halde bedevi kalan insan olur mu olur. İstanbul’u yaşamak biraz da irade meselesidir. İnşallah Cenab-ı Hakk hepimize o arayışı versin. Uzun oldu ama.

-Hocam peki mesela şuan işte bu gençler için de, dil konusunda edep dahilinde bu İstanbul beyefendiliği için birazcık daha örnek verebilir miyiz? Ya da daha açık anlaşılır bir şekilde anlatabilir miyiz, hem dil üzerine hem de edep üzerine.

Adem Ergül:

-Yani sevgili kardeşim tabi edebinde kendi içinde de bir edep var, üstünde bir edep daha var. Yani insan inceldikçe incelir. Derler ki maddeler inceldikçe kopar ama insan inceldikçe güzelleşen bir varlıktır, latif bir varlıktır. Bu yönüyle de aslında bir insanda öğrenilen eylem vardır. İnsanlardan öğrenilen bir laf vardır bir de Allah’ın öğrettiği edep vardır. Bu ne anlama geliyor hocam? Bu da Cenâb-ı Hak eğer kuluyla arasında sıkı bir bağ kurarsa, Allah ile kul arasında sıkı bağ kurulursa artık Cenâb-ı Hak kulunu eğitiyor, doğrudan eğitiyor ona kurbiyet diyorlar. Esasen tasavvuf dediğimiz terbiye, tasavvuf terbiyesi insana, bu Allah’ın talebesi hususu olarak, hakkın talebesi olma simgesini hediye etmeye çalışıyor, bunu sağlamaya çalışıyor. Çünkü edep çoğu zaman ilhamla da oluşuyor, nasıl davranılacağını nasıl bileceksin? Her şey kitaptan öğrenilmez ki. Onun için mesela dergahlar varmış, dergahlarda hakikaten bir su bir büyüğe nasıl götürülür ne bileyim birisiyle nasıl konuşulur, nasıl hitap edilir, nasıl yürünür yani yolda nasıl yürürüz, yolda yürümenin edebi olur mu? Olur mu olur. Bir insanın yüzüne nasıl bakılır? Yüze bakmak var yüze bakmak var. Bazen yüze bakmak incitir, bazen ikram olur. Yani bir göz göze gelelim dersiniz bazen. Bazenleri de dik dik bakarsınız adamı incitirsiniz diken gibi bakarsınız. Yani bütün bunlar aslında kalbin olgunlaşması ile olur. Ben size Yunus’tan bir dörtlük okuyayım, der ki:

İşitin ey yârenler aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül misâl-i taşa benzer

Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter
Nice yumuşak söylese sözü savaşa benzer

-Şimdi dolayısıyla insanın kalp alemi, manevi alemi, gönül alemi saflaştıkça; arı duru hale geldikçe, güzelleştikçe, Allaha yaklaştıkça o insanın elinden dilinden gözünden her halinden edep fışkırır. Sana uzun uzun diksiyon dersi versek, güzel güzel konuşmayı becerebilirsin ama yine o kullandığın kelimeler içerisinde zehirli kelimeler akmaya devam edebilir. Eğer kişi zehirliyse istediğin kadar diksiyon dersi al. Yani insanlara şöyle bakacaksın diye eğitimler var mesela bakış eğitimi var. Düzeltemez yani, o kişi ile alakalı bir şeydir. Kardeşlerime tavsiyem Allah sizin içinize bir cevher koydu; gönül cevheri. Mevlâna öyle diyor, o diyor göğe de verilmedi yere de verilmedi. Onun için gönül terbiyesi derdine düşmek, insan olma iradesini en doğru şekilde ortaya koyan ilk şeydir, gerekliliktir diyelim. Hakikaten gönlü gündeme almak bir bu, bir de size tavsiyem daha pratik bir tavsiye; bu edebe dair okumaların devam etmesi lazım. Hocam bazen o satırlardan öğrendiğimiz bilgiler bize yol haritası çiziyor. Bir kitap tavsiye edeyim hocam çok güzeldir “Nezaket ve Görgü” diye Timaş yayınlarından çıkan bir kitap var. “Medeniyetimizde Nezaket ve Görgü” diye yazılmış ama batı kültüründe nasıl, İslâm kültüründe nasıl hangi cümleleri kurabiliriz diye mesela sonunda 8-10 sayfalık bir cümleler bölümü var. Bu cümleler o kadar güzel ki. Diyor ki evinize diyelim misafir geldi ona diyor hangi cümleleri kurmak edeplidir diyor. Diyelim biri ile tanışıyorsunuz tanışırken hangi cümleleri kullanmak sizi İstanbul beyefendisi yapar diye onu güzel güzel anlatıyor. Her bir konu ile ilgili 8-10 tane cümle seçmiş yazar, çok güzel cümleleri geçmeyin söz vücut bulur demiş eskiler. Söz vücut bulur şu demek arkadaşlar; insan sözüyle, kelimelerle aslında kendi şahsiyetini inşa ediyor. Bu önemli bir şey, her sözün her kelimenin bir enerjisi var çünkü. Herkes kendi şahsına uygun olanı seçebilir, kendisi de daha güzel cümleler kurabilir bu yönüyle

-Şimdi bir de İstanbul beyefendisi kitabının konu olduğu, hayatı şiir gibi olan bir zâtdan bahsedeceğim; Musa Efendi. Musa Topbaş Efendi hakikaten İstanbul beyefendisi bir insandı oturuşuyla kalkışıyla, ilişkileriyle Allah ile olan irtibatıyla, insanlarla olan irtibatıyla şiir gibi bir adamdı. Yani beyefendiliği her şeyinden sezilirdi. Onun kitabını yazmak nasip oldu, biliyorsunuz Sahîbül Vefa Musa Efendi diye bir kitap var. O kitabı okumanızı tavsiye ederim. Beyefendi bir insanın kimliğine, kişiliğine örnek olarak 20. yüzyılda bir insan, bir beyefendi olur mu, bir İstanbul beyefendisi olur mu? Olur, her zaman mümkün. Onun bir örneği olarak Musa Efendi okuyabilirsiniz.

Avatar fotoğrafı

Kardeşlik ve İhya Akademisi

2026-27 Eğitim Yılı Kayıtlarımız Başlamıştır

Close Welcome Bar