Giriş
Bu makale temel olarak İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik’te ahiret inancının farklı kavramlar üzerinden açıklanması, tartışılması ve karşılaştırılmasını içerir. Özellikle bu 3 dinin bir arada incelenmesinin sebebi; 3 dinin de ortak Peygamberlere sahip olması, sonraki gelenlerin öncekilerin devamı olduğunu iddia etmesi, bazı konularda benzer kaynaklı ahlaki değerlere sahip olmaları, kısaca İbrahimî (Semavi) dinler oluşlarıdır. Benzer ahlaki değerlerden kasıt: Tanrı’dan başkasına ibadet etmemek, cinayet işlememek, zinadan kaçınmak, hırsızlık yapmamak, adil olmak gibi temel öğretilerdir. Bu makale giriş, 3 ana başlık, 3’er alt başlık, karşılaştırma ve kaynakça olmak üzere toplam 12 bölümden oluşmaktadır. Makalenin ana konusu “Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’te ahiret inancıdır. Makalenin temel tezi: “İbrahimî dinlerin ahiret inançları arasındaki benzerlik”tir. Bu makale ahiret inancı konusu üzerinde aldığı dinleri, ait oldukları ya da olduklarını iddia ettikleri toplum ve sistem çerçevesinde ele alacaktır (Şeriat sistemi, Mabed sistemi vb.). Dinlerin kendi bağlamları içerisinde anlatıldığı kısımlarda, olabildiğince o dine mensup bir kişinin bakış açısından anlatılmaya gayret gösterilecektir. Bu şekilde objektif bir karşılaştırma yapmadan önce dinlerin görüşlerini kavramak daha kolay olacaktır.
1. Yahudilik
Yahudilik ya da diğer adıyla Musevilik anneden çocuğa geçer, sonradan Yahudi olunabilse dahi anadan doğma bir Yahudi ile eşit görülmez. Ayrıca bir ırk olan Yahudiler kendi soylarını Abram’ın (İbrahim) torunu olan Yakoov’a (Yakup) dayandırırlar. Yahudiler’in kutsal kitapları Tanah başlığı altında toplanmış 24 kitaptan oluşur. Tanakh’ın içinde Tevrat (Tora), Peygamberler (Neviim) ve Kitaplar (Ketuvim) olmak üzere 3 ana başlık vardır. Daniel adlı kitabın haricinde ahiretle ilgili başka görüş olmasa da Yahudilerin günümüz mezheplerinin çoğu, diğer yazıları da ahiretten bahsettiği şeklinde yorumlar.[1]
a. Yahudilerde Tanrı Tasavvuru ve Ahiret İnancı
Bir dini anlamak için Tanrı tasavvurunu bilmek önemlidir, bu yüzden bu bölümde Tanrı tasavvuruna uzun uzun değineceğiz. Yahudilikte Tanrı anlayışı için Tanakh’tan örnek vermek gerekirse: “Tanrı Bir’dir” [2], “Tanrı’nın başı ve sonu yoktur”[3], “O her şeyin kaynağıdır”[4], “Tanrı zamanın üzerindedir ve evrenin dışındadır”[5] sayılabilir. Yahudiler Tanrı’nın tekliği konusunda kesin bir kanaat içerisindedirler, ayrıca zamandan münezzehliği konusunda ve her şeyin kaynağı (aslın yaratıcısı) olduğuna da iman etmişlerdir. Yahudilere göre Tanrı mekândan (evren) bağımsızdır fakat bu bağımsızlıktan bahsederken yine bir mekân bahsi yaparlar. Tanrı’nın evrenin dışında oluşunun iki ana yorumu vardır. İlki, Tanrı’nın evrenin dışında olmasının onun mekâna olan bağımsızlığını kastetmesi şeklindeki yorumdur; ikincisi ise, Tanrı’nın madden evrenin dışında oluşudur. Yahudilere göre bu maddi konum Tanrı’yı kısıtlamaz.
Yahudiliğin Tanrı anlayışında Tanrı Peygamberlerle (insanları, özellikle Yahudileri temsilen) ahitler yani anlaşmalar yapar. Diğer dinlerde olan emir ve ödüllendirmenin aksine Yahudilikte Tanrı Yahudilerin her birine aynı maddeler çevresinde ama kişiye özel bir anlaşma sunmuştur. Anlaşmanın gereklerini yerine getiren her Yahudi için Cennet anlaşma sonucu kesin bir şekilde kazanılmış demektir. Kişi (Yahudi) ahiret için Tanrı’nın rızasını kazanmaya değil, doğumu itibariyle sahip olduğu ‘kontratın’ gerekliliklerini yerine getirmeye çalışır. Yahudilik’te Tanrı anlayışının bir diğer güzel örneği ise Yakoov’un (Yakup) İsrail adını alışıdır; Yakoov, ailesi ile Kenan diyarına dönerken yolda bir adamla karşılaşır. Bu adamla gün ağarıncaya kadar güreşirler, güreşin sonunda Yaakov uyluk kemiğini incitmiştir. Karşısındaki adam ona adını sorar Yakoov ona adını söyler, adam Yakoov’a: “İnsanlar artık sana İsrail diyecek, çünkü sen Tanrı ve insanlarla güreşip yendin”[6] der ve sonra onu kutsar. Bazı Yahudiler bu kişinin aslında Tanrı değil de onun kılığında bir melek olduğunu iddia ederler. Sonuç olarak Yakoov Tanrı ile güreşmiş, Tanrı Yakoov’u bağışlamış olmasına rağmen Yakoov güreşi kazandığı için İsrail adını almıştır. Yahudiler için bu durum Tanrı’da bir noksanlık ifade etmez. Ya Yakoov’un yendiği bir melektir ya da Tanrı Yakoov’un kendisini yenmesine izin vermiştir. [7]
Yahudiler için bir diğer önemli konu ise ahit konusudur. Yahudilere göre ilk ahit Nokha ve Tanrı arasındaki ahittir. Ardından Tanrı Abram ile bir ahit yapmış, en sonunda ise Tanrı ve Moşe (Musa) arasındaki ahitle günümüze kadar olan ahitler tamamlanmıştır. Ahiti açıklamak gerekirse: Ahit, Tanrı ve Peygamber arasında; hatta dolaylı yoldan Tanrı ve insan (ilk ahit hariç insandan kasıtımız Yahudidir) arasında gerçekleşen bir anlaşmadır. Tanrı Yahudileri seçilmiş toplum olarak belirlemiş, karşılığında ise Yahudiler sadece ve sadece ona tapmaya ve ona iman etmeye yemin etmişlerdir. Bu yeminin üzerine Tanrı da onlara Tora’yı vermiştir. Bu inanç diğer İbrahimî dinlerdeki gibi Tanrı’nın emri ve onun rızası için çalışmak gibi değil, Tanrıyla direkt olarak yapılan bir anlaşmadır.
Ayrıca Yahudiler Tanrı’nın adını çok önemli gördüğü ve günlük hayatta kullanmak istemediği için ona başka adlar atfetmiştir. Normalde Yehova ya da Yahve olarak anılan Tanrı, çoğu dini tören de dahil olmak üzere adıyla anılmaz. Hatta Rabbai Yahudilere göre bir yere Tanrı’nın adı yazılmış ise onun silinmemesi gerekir. Tanrı’nın 7 ismi vardır, bu isimler şunlardır: YHVH (Yahve), ‘El, Eloah, Elohim, Saddaî, Ehyeh ve Tzevaot. Torada ise Tanrı YHVH (Sağdan sola: He, Vav, He, Yod) ya da Tetragrammaton olarak adlandırılır. Tetragrammaton kelimesi ise zaten YHVH’nin transkript halidir.
Yahudilerin ahiret inancı diğer İbrahimî dinlerden farklıdır. Daha materyal tabanlı bir ahiret tasavvuruna sahip Yahudilerin ataları da kendilerine benzer bir ahiret anlayışına sahipti. Yahudilikten önce İbraniler “Şeol” adı verilen bir ölüler diyarına inanırlardı. Şeol yapı itibariyle Babillerin inandığı ahiret olan “Arallu” ile ortak özelliklere sahipti. Tanakh’ta 66 kere geçen Şeol kelimesi Yahudiler içinde bir ölüler diyarı imgesi olarak anlaşılmıştır. Yakoov döneminden, sürgün döneminin sonuna kadar ölüler diyarı Şeol ismi ile anılmıştır. Her ne kadar Tora’da özellikle bir ahiretten bahsedilmese de Neviim ve Ketuvim’de ahiret inancından bahseden metinler bulunmaktadır. Bazı Yahudi mezheplerine göre Tora’da da ahirete atıflar bulunmaktadır. Ahiret inancının açıkça geçtiği yerler başlıca: Hezekiel kitabı, İyov (Eyüp) kitabı ve Daniel Kitabıdır.[8] Yahudilere göre yargılama günü Yahudi olmayanlar sadece Nokha’nın (Nuh) ahiti yani 7 emirden sorumludur. Yahudiler ise Nokha (Nuh), Abram (İbrahim) ve Moshe Rabenu’nun (Musa) ahitlerinden sorumludur. Asıl ahiret Yahudiler için olsa dahi Nokha’nın 7 emrine uyan kişiler küçük de olsa bir mükafat alacaktır. Yahudiler için yargılama günü ise “Mükafat ve Öç Alma Günü”dür.
Yahudi inanışındaki genel görüşlere göre ceza çekilen, cehennem olarak bahsedilen, cehennemvari yer sadece iman edenler için ve geçici bir yerdir. İman edenler burada yaptıkları suçların cezalarını çeker, hakkı olana hakkını verir ve buradan cennete giderler. Asıl cehennem ise iman etmeyenlerin gideceği ve Tanrı tarafından varlıklarının görmezden gelineceği yerdir. İman etmeyenler için günümüz genel tasvirlerindeki gibi bir yanma ya da fiili ızdırap söz konusu değildir. Fakat başlarına gelen Tanrı tarafından görmezden gelinme olayı her türlü ızdıraptan daha çok acı verici ve huzursuz edicidir. Bazı inanışlara göre ise direkt olarak bir yok oluş söz konusudur. Bu inanışa göre cehennem denen yer direkt olarak yoktur. İman etmeyenlerin gideceğinden bahsedilen cehennem direkt bir yok oluştur.
b. Yahudi Mezheplerini Ahiret Görüşü ve Ortaya Çıkışları
Öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki: görüşlerini inceleyeceğimiz mezhepler modern Yahudilik mezhepleri değil, Yahudilik’in çoğu kural ve sisteminin kapsamı içerisinde önemli bir yere sahip olan ‘Mabed’e erişimi olan ve ilk döneme nisbetle günümüze daha yakın olan II. Mabed Dönemi Yahudi mezheplerini inceleyeceğiz. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Yahudilik içinde birçok ayrışma bulunmaktadır, hatta bu ayrışma ahiret inancı gibi bir ana unsurda bile görülür. Yahudi mezheplerinin ortaya çıkma sebebi en başta Yahudi kabilelerine bağlanır. Yakoov’un 12 oğlu vardır, her bir oğlunun soyu bir Yahudi kabilesidir. Elbette Yahudiliğin ilk zamanlarında açık bir mezhep ayrımı yoktu, mezhep ayrımı inanış sebepleriyle olmuştur. Yahudiliğin ilk gruplaşması bu 12 kabileye dayansa da bunlar mezhepten ziyade Yahudi ırkının alt kollarıdır. II. Mabed dönemi Yahudileri 3 gruba ayrılırlar:
İlki Ferisîlerdir. Ferisî kelime manasıyla ‘yorumlayıcı’ demektir. Ferisî mezhebi aynı zamanda daha sonraki dönemlerde Rabbanî olarak anılacak grubun da atası sayılır. Ferisîlerin temel uğraşı Tanakh ilmidir, Tanakh’ı bolca okur üzerine yorum ve tefsir yaparlardı. Onlara göre bir cennet vardır ve bu cennet dünya üzerinde değil, farklı bir alem üzerindedir.
Bir diğer mezhep ise Sadûkîlerdir. Sadukiler mabedde görevli din görevlileri, kohenlerdir. Kohenlik kişiye soydan geçer ve daha sonradan kohen olunamaz. Kohenliğin soyu bilgi ve yönetimle özdeşleştirilen, Moşe’nin de kardeşi olan Aharondur (Harun). Kast sisteminin etkin yer aldığı Mabed Dönemi Yahudileri için Kohenin geleneksel otoritesi fazlasıyla yetkindir. Sadûkîlerin ahiret inancı Ferîsilerinkinden ayrışmaktadır, Sadûkîlere göre cennet aslında yeryüzündedir. Adam’ın (Adem) cennetten kovuluşu ise ancak dünya üzerindeki bir bahçeden kovulmasıdır. Bazı yahudilere göre bu bahçe kendisinden güzel kokular gelmesi sebebiyle Hindistanda bulunur.
Son ve diğerlerine nisbetle çok azınlıkta bulunan mezhep ise Essenîlerdir. Essenîler inanış şekli bakımından bir kabile gibidirler, onlar insanlardan uzakta münzevi yaşarlardı. Diğer mezhepler gibi şehir kaynaklı olmadıkları içinse daha mistik bir inanışa sahiptiler. Essenîlerde kesinlikle bir cennet inancı bulunurdu. Essenîler daha ruhani ve materyalden uzak bir hayat tarzı benimsemişlerdi. Azınlık olmaları, münzevi oldukları için görüşlerini kolayca yayamamaları ve bu konuda diğer mezheplerle baş edecek işler çıkaramamaları, savaşlar gibi bazı sebeplerden ötürü her daim azınlıkta kalmış, ömürleri de çok uzun olmamıştır.[9]
c. Mehdi Anlayışı
Yahudiler için Mehdi anlayışı diğer dinlerden biraz farklıdır. Çoğu dinde Mehdi bir peygamber, ya da bizatihi Tanrıdır. Bu mehdi dini açıdan bir kurtarıcıdır. Fakat Yahudiler için Mehdi bir insandır, David’in (Davud) soyundan gelecek bir kral. Bu kral Yahudileri bulundukları zor durumdan kurtaracak ve İsrail Krallığını tarihin toprağından çıkarıp eski şanlı günlerine döndürecektir. İsrail Krallığı, günümüzde bahsi geçen İsrail Devleti değildir. İsrail Krallığı’nın tarihi şöyle başlar: Yakoov’un oğullarından biri olan Yehuda’nın soyundan gelen David, Kenan bölgesine Yehuda Krallığını kurar. İleriki bir dönemde David’in torunu Rehav’am’ı (Rehoboam) kendilerine kral seçmek istemeyen on kabile Yehuda Krallığından ayrılır ve İsrail Krallığını kurarlar (MÖ 930). Bundan yaklaşık 350 yıl sonra I.Mabed’i (Süleyman Mabedi) bünyesinde bulunduran Yehuda Krallığı Babillere karşı yenik düşer (MÖ 586). Bu mağlubiyet sonucu hem Yehuda Krallığı hem de Mabed yıkılır.[10] Kısaca Yahudilere göre mehdi gelecek, dünya zulümden kurtulacak, Yahudiler eski şanlı günlerine geri dönecek ve en önemlisi Mabed yeniden inşa edilecektir.
2. Hristiyanlık
Hristiyanlığın, İncil ile beraber Yeşua (İsa) tarafından günümüzdeki Kudüs bölgesine indirildiği söylenir. Yeşua’nın doğumu çoğu millet tarafından takvim başlangıcı olarak kullanılmıştır. Hristiyanlığın temel öğretisi sevgidir, Cennete girmenin yolu ise sevmekten geçer.
a. Ahiret İnancı ve Tanrı Tasavvuru
Hristiyanlık Orta Çağ’da sadece Ahirette ödüllendirecek bir din olarak betimlenir idi. Buna bazı (sayıca çok az) açgözlü kilise üyelerinin para ile Cennetten arsa satmaları, genel bir kiliseye bağış karşılığında günah çıkarma anlayışı gibi sebepler neden olmuş ise de aslında anlatılanlar modern dönemin getirdiği düşünceler arasında abartılmaya sebep olmuştur. Bu elbette söylenenler külliyen yalan demek değildir fakat yersiz abartılmış demektir. Hristiyanlık için sadece Ahiret öğütleyici bir din demek ağır olur, çoğunluk olarak Ahirete yönelik bir din olsa dahi kişisel ve toplumsal ahlak gibi önemli konulara da oldukça değinir. Günümüzde ise dünyada materyalist hayatı yaşayan kişilerin, çabasız Ahireti kazanma amacıyla inandıkları bir din gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Bunun gerekçeleri ise Hristiyan inancına bağlanır.
Tanrı Hristiyanlardan önce Yahudiler gibi toplumlara dinler göndermiştir. Fakat gönderdiği bu dinler, ibadet gibi ‘hukuki’ işler ile insanları Tanrıya yönlendirmiş ve insanlar Tanrıdan uzaklaşmıştır. Tanrı bu dinî hukuk ile inanç olmayacağının farkındadır fakat bunu insanlara da göstermek için hukuk kaynaklı bu dini göndermiştir. İnsan her zaman günahkardır, hukuka bakıldığında Cennete girmesine imkan yoktur. Bu yüzden Yeşua kendini insanların günahları karşılığında feda etmiştir, böylece insanların Cennete girmek için yapmaları gereken sadece Yeşua’nın fedasını kabul etmek ve ‘sevgi sahibi’ olmaktır. Hristiyanlara göre Tanrı aslında tektir fakat Tanrılık sıfatı Baba, Oğul ve Kutsal Ruhta toplanmıştır. Hiçbiri bir diğeri değildir ve hiçbiri bir diğerini tamamlayan bir parça değildir. Onlar bir bütünün parçaları da değildir. Her biri ayrı, kendine özel, diğerinden farklıdır; ama Tanrılık çatısı altında hepsi aslında tek Tanrı vardır. Bazı görüşlerde Oğul, Baba ile denk ve Kutsal Ruh onların altındadır; bazı görüşlerde ise Kutsal Ruh ve Oğul eşit, Baba onlardan üstündür[11]. İncil’de “Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin” [12] ifadesi geçer. Özellikle “adıyla” şeklinde tekil bir ifade kullanılması da tek Tanrı olduklarına dair bir işarettir. Hristiyanların tasavvurundaki Tanrı antropomorfik özelliklere sahiptir. İncil’in bahsine göre Tanrı insanları kendi suretinde yaratmaya karar vermiştir. “Onları kendi suretimizde yaratalım”[13] ifadesi bizi Hristiyanların Tanrı anlayışını kavramaya bir adım daha yaklaştırabilir. Hristiyanlar için insan Tanrı’nın suretindedir, bu yüzden Oğul’un dünyada Yeşua olarak yani insan suretinde bulunması onun Tanrılık vasfına bir leke sürmez.
b. Cennete Girmenin Şartları
Yukarıda bahsi geçtiği gibi Hristiyanlara göre insan kesinlikle günahkardır. Tanrı tarafından insana dinler gönderilmiş fakat insan hiçbirine riayet etmemiştir. En sonunda Tanrı bizatihi kendisi dünyaya gelmiştir. Bu inanışa göre Hristiyanlar Yahudiliğin ilahi kaynaklı olduğuna ve bozulmadığına inanırlar fakat Yeşua’dan sonra Yahudilik inancının geçersiz kaldığı düşüncesinde hem fikirdirler. Tanrı dünyaya geldiğinde çok büyük bir fedakarlık gösterir. İnsanların günahına kefaret olmak için çarmıha gerilir ve orada (insan bedeni) can verir. Bu dönemden sonra Yeşua’nın kefaretini kabul etmek yeterlidir. Ahlaki ve sosyal kurallar olsa dahi, insanın günahları genel itibariyle affolunmuştur. Reform sonrası dönemde Bir Hristiyan’ın cennete girmek için yapması gereken şeyler en genel çerçevesiyle Noah (Nuh) emirlerine ters düşmemek, kefareti kabul etmek, vaftiz olmak (bir kere) ve pazar ayinlerine gitmekten öte bir şey değildir. Reform öncesi dönemde ise Hristiyan inanışında cennete girmenin şartı kefareti kabulden sonra 7 sakrament ile belirtilmiştir. Bunlardan ilki Vaftiz olacak şekilde: Pazar ayini, konfirmasyon, nikah, rahip takdisi, günah itirafı ve hasta yağlama gibi ibadetler cennete giden yolun temel hatlarıdır.
c. Havariler, Papalar ve Onların Günahsızlığı
Yukarıda da bahsi geçtiği gibi Yeşua döneminde direkt bir İncil yazılmamıştır. Yazılan en erken İnciller M.S. 70 civarına, bulunan en erken İncil ise 4. yüzyıla aittir.[14] Bu muallak durum Hristiyan dünyasının Hristiyanlıkta temel kaynak olarak İncil’i almaktansa onlara bu bilgiyi ulaştıran Havarileri, daha sonraki dönemlerde ise (Katolikler için) Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olan Papayı temel kaynak olarak almışlardır. Bu şu anlama gelir ki, eğer İncil üzerinde bir anlaşmazlık olursa Papa bu durumu çözer. Ve şu anlama da gelir ki, Papa ile İncil çelişirse haklı olan taraf Papa olacaktır. Şayet Papa kendinden önceki Papa ile çelişirse haklı olan işin başındaki Papa olacaktır. Böyle bir sistemde Papa’nın günah işleyebilir olması kabul edilemez. Papa’nın hem Tanrı’nın temsilcisi olması hem de yaptığı işin Hristiyanlık öğretisinde ziyadesiyle önemli olması sebebiyle Papa’nın günahsız olduğu kabul edilir. Havarilerin günahsızlığı da buna benzer bir sebeptendir, şayet 13 Havari de günahsız olmasaydı günümüzde Hristiyanlık öğretisinin doğruluğundan bahsetmek çok zor olurdu. Yeşua’dan sonra onun öğretilerini hiçbir kitap ya da yazıta dayandırmadan tamamen kendi çıkarımları ile diğer bölgelere yaymaları ve bu sırada Hristiyanlığın bozulmaması Tanrı’nın bir mucizesi ve Havarilerin günahsızlığı sonucu olmuştur.
3. İslamiyet
İslamiyet 7. asrın başlarında Hz. Muhammed (sav) aracılığıyla Arap Yarımadasına indirilmiştir. İlk başta Mekke bölgesinde tebliğ ediliyor olmasına rağmen çok uzun baskılardan sonra Hz. Muhammed (sav)’e gelen ilahi emirle Medineye ‘Hicret’ etmişlerdir. Hicret, kısaca göç demektir. Fakat hicret sadece göçten ibarettir demek fazla materyalist bir bakış açısı olur. Müslümanlar için hicri takvimin başlangıcı olan hicret, bir Müslüman için sadece göçü değil İslam’ın dünyaya yayılışını, gerçekten bir din ve hayat biçimi haline gelmesini ve en önemlisi özgür bir düşünce yapısının gelişimini temsil eder. İnsan için sadece bir din olmayan İslamiyet, aynı zamanda bir yaşayış biçimlendirici, şeriat (kural) koyucu, toplumsal, sosyal ahlak ve adaletin koruyucu ve yayıcısı, ilahi bir ideoloji, yaşam amaçlandırıcı gibi birçok sıfatla da anılabilir. İnsanı sadece dinin hukuki kısmından ya da sadece itikadi kısmından sorumlu tutmaz, onun bütün hayatını şekillendirir. Bu şekillendirmenin içinde ise hiçbir insanın ben olma özelliğini elinden almaz, her insanı ayrı bir canlı olarak ele alır.
a. Tanrı Tasavvuru
İslam’da Tanrı kesinlikle maddi bir varlık değildir. Tanrı zamandan ve mekandan münezzehtir, zaman ve mekan kendisi tarafından yaratılmıştır. Ona herhangi bir denk de yoktur, tek bir Tanrı vardır o da Allah’tır. Allah suret bakımından Muhalefetün lil havadis, yani yaratılanlara benzememe özelliğine sahiptir. Onun sıfatları hakkındaki görüşler mezhepten mezhebe değişiklik gösterse de (çok küçük bir grup hariç) bütün mezhepler onun yapı itibariyle insana benzemediğini kabul eder. Allah’ın sıfatları (ehl-i sünnet için) zatî ve subutî olarak ayrılır. Subutî sıfatlar Allah dışında başka varlıklarda da bulunabilir ancak Allah’ın sıfatları ile tamamen aynı değildirler ve fazlasıyla kısıtlandırılmış halidirler. Subutî sıfatlar kelime manasıyla gerçekleşmesi kesin olan sıfatlar anlamında kullanılır. Zatî sıfatlar ise sadece ve sadece Allah’a ait olan sıfatlardır. Bu sıfatlar O’nun haricinde hiçbir mahlukta bulunmaz, özleri itibariyle de Allah’ın zatına özgü sıfatlardır.
b. Diriliş, Cennet ve Cehennem
İslam’ın getirdiği inanca göre insan öldüğü zaman kabirde (mezar da denebilir) kıyametin kopuşunu bekleyecektir. Bu beklemenin yaşanacağı yere Berzah Alemi denir. Berzah Alemi Müslüman olan, Allah’a (cc) itaat eden, kısaca cennet ehli olanlar için kısa ve huzurlu geçecektir. Fakat Cennet ehli olmayanlar için uzun, acılı ve sancılı bir süreçtir. Onların azapları cehenneme gitmeden kabrin içinde başlar. Bu süreç bitince kıyamet için bir boru öttürülür. Kıyametin kopuşu çoğu rivayete göre uzun bir zaman sürecinde olacaktır (yaklaşık 200 yıl kadar). Müslümanlar ise kıyameti görmeyecek, kıyamet başlamadan hemen önce hafif bir rüzgarla canları alınacaktır. Boru öttükten ve kıyamet koptuktan sonra boru İsrafil (4 büyük melekten biri) tarafından tekrar öttürülür. Bu sefer ölen her insan dirilecek, bir terazinin (Mizan) etrafında toplanacaktır. Mahşer günü adı verilecek bu gün her insanın birbirine karışacağı, dehşetten düşünemeyeceği bir gündür.
Cennet ve cehennem bahsi ise diğer dinlere kıyasla farklıdır. İslam’da cennet kesinlikle bu dünyadan ayrı, farklı bir düzlemdedir ve yine bu dünyanın devamı şeklinde değildir. Cennet’in nasıl olacağı hakkında farklı görüşler olsa da yukarıda belirtilen konularda herkes hemfikirdir. Cehennem ise Tanrı’nın umursamadığı bir yer değil, aksine insanın hala Tanrı’nın umurunda olduğu bir yerdir. Tanrı’nın bir insana azap çektirmesi bizi onu hala umursadığını, varlığının bir değerinin olduğu sonucuna ulaştırır. Cehennem’in bir nizamı ve düzeni vardır, bu düzen korunur ve bu da bize yine cehenneme giden insanların Tanrı’nın kontrolü altında azap çekeceklerini ve ancak yaptıklarının karşılığını alacağını gösterir. İslam inancına göre günahkar Müslüman önce cehenneme gider, yaptığı kötü işlerin cezasını çektikten sonra ise cennete gider. Bu kurtuluş ve ceza ödeyiş cehennemin Tanrı’nın umurunda uzak olmadığı inanışına bir başka örnektir.
c. Cennete Gideceği Rivayet Edilen Toplumlar
İslami inançlara göre sadece Cennet’e girecekler Müslümanlar değildir. Bu çok suistimale açık bir konu gibi dursa da aslı tabii ki böyle değildir. İslam’a göre kendisinden önce gönderilen İncil, Tevrat ve günümüzde Tevrat’ın parçası olarak görülen Zebur da Tanrı kaynaklı ilahi ve hak kitaplardır fakat Kuran harici hiçbiri günümüze sağlam ulaşmamış, aktarılırken ya da muhteris kişilerin elinde değişmiştir.[15] İslamiyet’e göre o Hz. Adem’in dünyaya gelişi ile dünyaya gelmiş, zaman içinde farklı adlarla anılmış ise de ana mesajı hiç değişmemiştir. Gelen dinlerin Şeriatları (Sosyal kurallar) farklı olabilse de getirdiği ‘Teklif’ ve ‘Tevhid’ asla değişmemiştir. Bu şartlar altında ilk indirildiği zaman bu kitaplara hakkıyla iman eden kişiler günümüz Müslüman’ı gibi sayılır. Buna ek olarak İslamiyet’i hiç duymamış kimseler için de tek Tanrıya (Tevhid) inanmış olmalarını yeteceğine dair rivayetler vardır. Bunun kaynağı Hz. İbrahim’in Allah’ı kendi aklıyla bulması ve onun bulabildiği gibi her insanın da bulabileceği görüşüdür.
4. Karşılaştırma ve Sonuç
Toplu ve kısa bir kanıya varmak gerekirse: Yahudiler için madde tabanlı, Hristiyanlar için uhrevi ve Müslümanlar için ikisinin arasında bir dünya görüşü söz konusudur. Yahudiler ve Müslümanlar için Tanrı insan formunda değil iken, Hristiyanlarda bunun aksine Tanrı insanı kendi formunda yaratmıştır. Yahudilerin tasavvurundaki mahşer ‘mükafat ve öç alma’ günüdür. Yani akıllarındaki Tanrı tasavvuru intikamcı, öç alan bir Tanrıdır. Hristiyanlarda ise tamamen sevgi üzerine kurulu bir din anlayışı mevcuttur. Oğul’un insanlar için dünyaya gelmesi ve yine onlar için kendini feda etmesi Hristiyanların sevgi temelli Tanrı tasavvurunun zeminini oluşturur. İslam’da ise Tanrı gerektiğinde cezalandırıcı, gerektiğinde ise ödüllendiricidir. Müslümanların Tanrı tasavvuru genel olarak merhamet üzerine kuruludur. Kuran’da kafirlerin azap çekeceği çok kesin belirtilmiştir fakat çekecekleri bu azap Tanrı onların kötülüğünü istediği ya da bir intikam duygusu olduğu için değil, ancak yaptıklarının karşılığı şeklinde olacak bir azaptır. Yahudiler için Halaha (dinin ameli kısmı) daha önemli iken Hristiyanlarda dinin sevgi kısmı (dinin itikadi kısmı) daha önemlidir. Müslümanların bu konudaki görüşleri mezhepten mezhebe çok karışık olsa da genel olarak kabul gören inanışta (ehl-i sünnet) ameller imandan bir cüz değil, onun yansımasıdır. Yani insanın yaptığı iş onun imanını etkilemez ama imanı işi etkiler. İtikad kısmı amel kısmından daha önemlidir fakat amel olmadan sade itikad kişiyi Allah’ın rızasına layık kılamaz. İslam’ın en önemli esası Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etmektir. Her ne kadar bu çıkarımlar bir dinin inanış ve geleneklerini tamamen anlamaya yeterli olmasa da makalenin ana konusu olan ahiret inancını anlamaya ve yorumlamaya kısmen yetecektir. Bu bilgiler çerçevesinde makalenin ana konusu olan ahiret inançlarına ve bu inançların karşılaştırılmasına geçmek uygun gözükmektedir.
Büyük Yahudi çoğunluğuna göre cennet dünyanın bir devamı niteliğinde ve hatta dünya üzerinde bir yerdedir. Bu yüzden Yahudiler için dünya hayatı bir hayli önemlidir. Dünya üzerinde edindikleri her türlü mal ve mülk, aynı şekilde cennete de onların olacaktır. Hristiyanlarda ise Yahudilere ufak benzerlikler bulunsa da anlayış itibariyle bunun tam zıttıdır. Hristiyanlar için dünya üzerinde fazla durmaya, vakti harcamaya değecek bir yer değildir. Onlar için önemli olan ‘Göklerin Krallığı’dır. Yaşam tasavvuru olarak bakıldığında Hristiyanlar için de cennet, bu dünyanın devamı gibi yorumlanabilir. Hristiyan algısında cennet insanın huzura ve mutluluğa ereceği, yaşamından mutlu olacağı, Tanrı’ya daha yakın olacağı, istediğini özgürce yapabileceği, kısaca dünyanın daha üstün hali olan bir yerdir. İslam’da ise dünyanın yeri ne değersiz ne de çok değerlidir. Müslümanlardaki tasavvur Hz. Muhammed’in “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.”[16] hadisinden kaynaklanır. Müslüman’ın genel amacı diğer dinlerdeki gibi cennete girmek ya da cehennemden sakınmak değildir, Müslüman’ın amacı en başta Allah’ın rızasını kazanmaktır. Bu demektir ki Müslüman dünya için çalışırken de ahiret için çalışırken de aslında amacı bu yerleri elde etmek değil, Allah’ın rızasını kazanabilmektir.
Cehennem sözcüğünün asıl kaynağı Ge-Hinnom’dur. Ge vadi demek, Hinnom ise Kudüs’ün güneybatısında bulunan bir bölgedir. İbraniler tarafından türetilen bu kelime başta dini olarak bir ahireti kastetmiyordu. Zamanında Hinnom bölgesinde yaşayan insanların barbarlıkları sebebiyle söylenen bu kelime, halk arasında kötü yer anlamında kullanılıyordu. Yahudilikten sonra dini azap mekanı anlamını kazanan Ge-hinnom, Yahudiler tarafından kullanılmaya devam etti. Yeşua’nın Yahudiler arasına inişiyle Ge-hinnom kelimesi Hristiyanlara da geçti. Günümüzde Hristiyanlar tarafından kullanılmasa dahi, kelimenin orijinal kökeni bu anlatıya dayanır. Yahudiler için cehennem direkt bir yok oluş yeri, Tanrı tarafından varlığının görmezden gelineceği yerdir. İnsanın varlığının Tanrı tarafından görmezden gelinmesi ise zaten onun yok oluşu ile aynı manaya gelmektedir. Hristiyan halk arasında her ne kadar Dante’nin 7 katlı cehennem motifi doğru sayılsa da aslında bu 7 katlı cehennem bir temsildir. Hristiyanlar, Yahudilerin inanışlarının bozulmamış doğru olduğuna inanırlar, sadece onun Yeşua’dan sonra gereksiz olduğunu düşünürler. Bu sebeple aslında Hristiyan cehennemi de Yahudi cehennemine çok benzer. Hristiyanlara göre cehennem direkt bir azap yeri değildir, cehenneme gidecek olan inançsız ya da günahkarlar Tanrı’nın umurundan uzak olacaklardır. Hristiyan inanışına göre cehennem, insana işkencelerin yapılacağı veya fiziksel olarak azap çekeceği bir yer değildir. Cehenneme giden insan hayatına cehennemde devam eder fakat Tanrı buradaki insanları umursamaz, burada olan olaylara karışmaz ve bunun sonucunda cehenneme bir kaos ortamı hakim olur. İnsanın Tanrı tarafından sonsuza kadar umursanmaması (kısmi bir yok oluş) bir yana cehennemde başka günahkarlarla beraber bu kaos ortamında bulunması da onun temel azabını oluşturur. İslam’da ise cehennem insanın yaptıklarının karşılığını alacağı direkt bir azap yeridir. Bu azabın nasıl olacağı tartışılsa dahi (fiziksel, ruhsal) bir azabın varlığı kesindir. Müslümanlara göre cehennem Tanrı’nın umurundan uzak olunacak bir yer değildir, hatta günahkar Müslümanların cehennemde cezalarını çektikten sonra cennete girebileceği de söylenir. İslam için Cehennem bir yok oluş değil, bir ceza çekme yeridir. Yahudilik ve Hristiyanlıkta cehenneme giden insan artık kendi haline bırakılmış, sonsuza kadar da bu şekilde bırakılacaktır. İslam’da ise kafir sonsuza kadar cehennemde kalacak olsa da çekeceği azap yaptığı işlere göre olacak ve hala Tanrı’nın umuru kapsamında kalacaktır.
Selam bu makalede adı geçen bütün peygamberlerin üzerine olsun.
Metnin PDF haline erişmek için tıklayınız.
Kaynakça:
https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/84391/yahudilikte-ahiret-inanci
https://sorularlahristiyanlik.blogspot.com/2013/01/uclu-birlik-inancbabaogulkutsal-ruh.html
https://uk.edu.vn/tr/Yehuda_Krall%C4%B1%C4%
https://www.dusunuyorumdergisi.com/yakubun-guresi/
https://overviewbible.com/tanakh/
Dünya Dinleri / Şinasi Gündüz (ed.), s: 106-110
- ^ “2 Samuel 5:6-7”. 26 Ocak 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Ocak 2010.
- ^ “2 Krallar 25:8-21”. 4 Ocak 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Ocak 2010.
- ^ 2 Tarihler 13:17
- https://overviewbible.com/tanakh/ ↑
- (Tesniye 4:35, 6:4) ↑
- (Malahi 3:6) ↑
- (İşaya 45:7) ↑
- (İşaya 61:1) ↑
- (Yar 32:24-30) ↑
- https://www.dusunuyorumdergisi.com/yakubun-guresi/ ↑
- https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/84391/haber ↑
- Dünya Dinleri / Şinasi Gündüz (ed.), s:106-110 ↑
- “2 Samuel 5:6-7”. 26 Ocak 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Ocak 2010. ↑
- https://sorularlahristiyanlik.blogspot.com/2013/01/uclu-birlik-inancbabaogulkutsal-ruh.html ↑
- (Matthew 28: 9) ↑
- ( Yaratılış 1:26) ↑
- https://hakikat313.wordpress.com/gercek-incil-tarihi/#:~:text=Yunanca%20merkep%20derisine%20yaz%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F%20Eski,Sinai%20%C4%B0ncil%20i%20olarak%20isimlendirdi ↑
- (Bakara 2:75) ↑
-
(Câmiu’s-Sagîr, II/12, Hadis No:1201) ↑