Osmanlı’da Mahalle Kültürü ve Toplumsal Yapı

Loading

Öz

Bu makale, Osmanlı döneminde mahalle kavramının sadece fiziksel bir yerleşim yeri olmadığını aynı zamanda güçlü bir toplumsal dayanışma, güven ve kimlik oluşturma merkezi olduğunu inceliyor. Çalışma, Osmanlı mahallesinin köklerinin İslami şehircilik anlayışına dayandığını ve zamanla cami veya mescit merkezli bir idari birim haline geldiğini anlatıyor.

Özellikle 18. yüzyıl İstanbul mahalleleri üzerinden, Müslüman ve gayrimüslimlerin birlikte yaşamı ele alınıyor. Burada mahalle hayatının belirli kurallarla şekillendiği, kefalet sistemi ve “hüsn-i hâl” (iyi hal) gibi kavramların toplumsal düzeni nasıl sağladığına vurgu yapılıyor.

Makale ayrıca mahallelerin mimari yapısını ve bu yapının (dar sokaklar, iç avlulu evler) mahremiyeti koruma ve sosyal bağları güçlendirme işlevini de ele alıyor. Son olarak Osmanlı aile yapısı ve çocukların mahalle içindeki eğitimi inceleniyor; çekirdek ve geniş aile farkları, eğitim sistemindeki yasal düzenlemeler ve “Âmin Alayı” gibi gelenekler detaylandırılıyor. Kısacası bu makale Osmanlı mahallesinin şehrin temel taşı olduğunu ve toplumsal düzenin nasıl sürdürüldüğünü gözler önüne seriyor.

Abstract

This article analyzes the multi-faceted structure of the Ottoman neighborhood, its historical development, and its social functions. It argues that neighborhoods were not merely physical and administrative spaces, but also powerful centers for community solidarity, trust, and identity formation. The study examines how Ottoman neighborhoods were influenced by the Islamic urban planning tradition, their mosque/masjid-centered formation, and their function as a formal administrative unit.

Focusing on the example of 18th-century İstanbul neighborhoods, the article explores the relationships between Muslims and non-Muslims, explaining how cohabitation in mixed neighborhoods was shaped by specific social and cultural boundaries. The roles of the kefalet system (system of surety) and the concept of “hüsn-i hâl” (good conduct) in maintaining social control are also highlighted.

Furthermore, the article discusses the architectural features of the neighborhoods and their importance in preserving privacy and social order. Finally, it delves into Ottoman family structure and the education of children within the neighborhood, detailing the differences between nuclear and extended families, legal regulations for children’s education, and traditions like the “Âmin Alayı” procession. In short, this study reveals the Ottoman neighborhood as a cornerstone of urban organization, social order, and cultural continuity.

Giriş

Geçmişte Osmanlı sosyal hayatında mahalleler yalnızca insanların yaşadığı fiziksel alanlar değil aynı zamanda güçlü bir toplumsal dayanışma ve güven ağı oluşturan sosyal birimlerdir. Çoğu millette insanlar inançlarına göre ayrılsalar da Osmanlı’da bu şekilde değildir. Kimi mahallelerde Müslüman ve gayrimüslim bireyler bir arada yaşamıştır. Mahallelerde meslek ya da inanç farklılıkları ilişkilerde bazı istisnalar dışında ayrımcılık sebebi olmamıştır. Berber, kasap, bakkal gibi esnaflar ile işçiler, mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılardı. Herkes kendi yeteneği ve mesleği doğrultusunda topluma katkı sunduğu için bu sayede toplumsal bağlar güçlü olmuştur.

Bu toplumsal düzen içerisinde mahalle bir kurum gibi işlemiştir. Her bireyin yerine getirdiği belli başlı görevler bulunur ve bu görevler karşılıklı sorumluluk bilinciyle yürütülürdü. İnsanlar yalnızca kendi hanelerinden değil tıpkı bir aile gibi komşularından da sorumlu hissederlerdi. Mahalle sakinleri arasında kurulan bu bağ ekonomik ilişkilerin ötesine geçerek derin bir güven ve karşılıklı yardım kültürüne dönüşmüştür. Bundan öte insanların kendi kimliklerinin oluşumunda büyük bir rol oynamış ve mikrokozmos bir yapı oluşturmuştur.

Mahalle Kavramı ve Tarihsel Gelişimi

Osmanlı mahallelerinin kökeni İslami şehircilik anlayışının temellerine kadar uzanır. İlk dönemlerden itibaren mahalle sadece yerleşim alanı değil aynı zamanda sosyal, dinî ve idari bir birim olarak şekillenmiştir.[1] İslam medeniyetinde “mahalle” cami ya da mescit merkezli olarak kurulmuş ibadet alanının yanı sıra eğitim, yardım ve adalet gibi unsurların da çevresinde örgütlendiği temel bir çekirdek vazifesi görmüştür. Osmanlı Devleti bu geleneği devralarak mahalleyi şehir organizasyonu içerisinde resmî statüye kavuşturmuştur. Sonuç olarak klasik Osmanlı döneminde mahalleler kadı sicilleri ile kayıt altına alınmış; mahalle imamı ya da gayrimüslim yerleşimlerinde kethüda-muhtar aracılığıyla devlet nezdinde temsil edilmiştir.[2]

Mahalle kavramı XV. ve XVI. yüzyıllarda özellikle İstanbul, Bursa, Edirne ve Şam gibi büyük kentlerde titizlikle planlanmış; merkezi otoritenin taşra idaresindeki en küçük yönetim birimi hâline gelmiştir. Cami, mescit, sübyan mektebi, hamam, fırın, çeşme ve türbe gibi yapıların etrafında kümelenen hane halkları, birlikte yaşama kültürüyle güçlü komşuluk bağları geliştirmiştir. Mahallenin fiziksel sınırları genellikle vakıf arazileri üzerinden tanımlanmış olup boşluk bırakmayan organik sokak dokusuyla şehir içinde ayrı bir hücre görünümü sergilemiştir. [3]

XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Osmanlı şehirlerinin nüfusu artış gösterdikçe yeni mahalleler kurulmuş özellikle dış mahalleler gecekondu tarzı mimarî örüntülerle ana yerleşimlere eklemlenmiştir. Bu süreçte mahalleler yerel güvenlikten vergi toplanmasına ve sosyal yardımdan ahlaki denetime kadar pek çok işlev üstlenmiştir. XIX. yüzyılda Tanzimat reform hareketleriyle birlikte imparatorlukta modern belediye (şehremaneti) teşkilatı kurulmuş; mahalleler idarî açıdan nahiye ve kaza sistemleri içerisine dahil edilmiştir.[4] Buna rağmen mahalle devletin merkezileştirme girişimlerine karşın geleneksel dayanışma, kimlik ve birlik duygusu sağlayan fonksiyonlarını yüzyılın sonuna dek korumayı sürdürmüştür. Mahalle kültürü böylece Osmanlı şehir yapısının hem sürekliliğini hem de değişim karşısındaki uyum kapasitesini gösteren önemli bir toplumsal miras hâline gelmiştir.

Osmanlı’da mahalleler aynı zamanda mali sorumlulukların paylaşıldığı, dayanışmanın ve denetimin işlediği sosyal bir yapı olmuştur. Olağanüstü zamanlarda toplanan avarız vergisi ve buna bağlı diğer yükümlülükler, mahalledeki haneler arasında “avârız haneleri” sistemiyle paylaştırılmıştır. Mahallenin imamı veya kethüda (sonraki dönemde muhtar) bu süreçte mahalle sakinleriyle birlikte hem dayanışmayı hem de sosyal düzeni gözetmiştir. Bu mekanizma, mahalleyi yalnızca ekonomik olarak değil, toplumsal ve ahlaki açıdan da güçlü bir birlik hâline getirmiştir.

Mahallede Müslim-Gayrimüslim İlişkisi

18. yüzyılda Osmanlı başkenti İstanbul hem nüfus yoğunluğu hem de sosyal çeşitliliği bakımından imparatorluğun en dinamik şehirlerinden biridir. Bu dönemde şehirde yaşayan Müslüman ve gayrimüslimler arasındaki ilişkiler özellikle mahalle yaşamı çerçevesinde şekillenmektedir. Osmanlı toplumunda mahalle yalnızca bir yerleşim birimi değil aynı zamanda bir sosyal denetim ve dayanışma alanı olarak işlev görmektedir. Bu nedenle Müslüman-gayrimüslim ilişkilerini mahalle düzeyinde incelemek dönemin toplumsal yapısını anlamada büyük önem taşımaktadır. Araştırmalar başta İstanbul Ahkâm Defterleri ve Şer‘iyye Sicilleri olmak üzere birincil arşiv kaynaklarına dayanmaktadır.[5]

19. yüzyılda İstanbul’un nüfusu yaklaşık 500.000 civarındaydı. Bu nüfusun önemli bir kısmını gayrimüslimler oluşturuyordu. Nitekim 1740’ta gayrimüslim oranı %42 iken, 1776’da bu oran %28’e düşmüştür.[6] Bu düşüş hem demografik hareketlilikten hem de çeşitli idari düzenlemelerden kaynaklanmıştır. Mahalleler genellikle dinî, etnik ve meslekî aidiyetler etrafında örgütlenmiştir.[7] Bu nedenle Müslümanların ve gayrimüslimlerin bir arada yaşadığı karma mahalleler bulunsa da bu ortak yaşam, belirli sosyal ve kültürel sınırlarla şekillenmiştir. Dolayısıyla Osmanlı toplumunda “mahalle” ve “cemaat” kavramları birbirini tamamlayan yapılar hâline gelmiş; birey, hem yaşadığı mahallenin hem de bağlı olduğu dinî cemaatin bir üyesi olarak kimliğini inşa etmiştir.[8]

Müslüman mahallelerinde yaşayan gayrimüslimler çoğu zaman komşuluk ilişkileri çerçevesinde kabul edilmişlerdir. Ancak özellikle cami merkezli yaşam alanları Müslüman kimliği ile özdeşleşmiş olduğundan gayrimüslimlerin bu alanlara yerleşmeleri hoş karşılanmamıştır. Bu durum yalnızca dinî hassasiyetle değil aynı zamanda mahalle düzeninin korunmasıyla da ilişkilidir. Çünkü mahalle hem gündelik hayatın merkezi hem de toplumsal denetimin en önemli mekânı olarak görülmüştür.

Bu toplumsal düzenin korunmasında en önemli mekanizmalardan biri kefalet sistemiydi. Kefalet mahalle sakinlerinin birbirlerinden sorumlu tutulduğu bir düzenlemeydi. Mahalleli birlikte yaşadığı bireylerin davranışlarından haberdar olmalı gerektiğinde onları toplumsal normlara uymaya teşvik etmeliydi.[9] Bir kişi mahallede huzursuzluk çıkarır ahlaki veya sosyal kurallara aykırı davranışlarda bulunursa mahalle halkının şikâyeti üzerine mahalleden ihraç edilmesi söz konusu olabiliyordu. Böylece Osmanlı mahallesinde bireysel davranış yalnızca kişinin kendi sorunu değil bütün mahalle düzenini ilgilendiren bir mesele hâline gelmekteydi.

Bu çerçevede Müslüman veya gayrimüslim fark etmeksizin, bir kişinin mahallede kabul görmesi için “hüsn-i hâl” yani iyi hâl sahibi olması beklenmiştir. İyi hâl, kişinin dürüst, güvenilir, ahlaken düzgün ve toplumsal düzenle uyumlu bir birey olması anlamına geliyordu. Hüsn-i hâl sahibi olmayanlar mahallede barındırılmıyor bu durum çoğu zaman toplumsal dışlanma ile sonuçlanmıştır. Böylece mahalle, bireylerin kimliğini belirleyen ve davranışlarını şekillendiren bir ahlaki topluluk işlevi görmüştür.[10]

Sonuç olarak 18. yüzyıl İstanbul’unda Müslüman ve gayrimüslimlerin bir arada yaşamı mahalle yapısının dinî ve toplumsal çerçevesi içinde şekillenmiştir. Gayrimüslimlerin Müslüman mahallelerinde yaşamaları mümkündür, ancak bu durum her zaman belirli sınırlara tabi olmuştur. Mahalleli kefalet sistemi ve hüsn-i hâl anlayışı çerçevesinde birbirini denetlerken, cami çevresi gibi dinî sembollerin korunmasına da büyük önem vermiştir. Bu da Osmanlı şehir hayatında farklılıkların bir arada bulunması ile toplumsal düzenin korunması arasındaki dengeyi açıkça ortaya koymaktadır.

Mahallelerin Fiziki ve Mimari Yapısı

Osmanlı şehirlerinde mahalleler sadece birer idari birim değil aynı zamanda fizikî ve mimarî özellikleriyle toplumsal hayatın şekillendiği mekânlardı. Mahallelerin kuruluşunda genellikle ibadethane merkezli bir yerleşim modeli göze çarpar. Müslüman mahalleleri çoğunlukla bir cami veya mescit etrafında, gayrimüslim mahalleleri ise kilise merkezli olarak teşekkül etmiştir. Bu ibadethaneler yalnızca dini hayatın değil, aynı zamanda sosyal dayanışma ve toplumsal kontrolün de odak noktaları olmuştur.[11]

Mahallelerin fizikî yapısı dar sokaklar, avlulu evler ve içe dönük mimarî ile dikkat çekmiştir. Evler genellikle sokaktan doğrudan içeriye bakmayacak şekilde mahremiyeti koruyan yüksek duvarlar ve iç avlularla inşa edilmiştir. Bu durum Osmanlı toplumunda özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırın korunmasına yönelik bir anlayışı yansıtmaktadır.[12] Mahallelerde evlerin konumları ve sokak dokusu aileler arasındaki akrabalık bağlarını ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir yapıya sahip olmuştur.

Mimarî açıdan evler çoğunlukla iki katlıdır: alt kat günlük işlerin ve depolamanın yapıldığı alan, üst kat ise yaşam alanı olarak kullanılmıştır. Sokaklara bakan çıkmalar (cumba) 17. yüzyıldan itibaren yaygınlaşarak mahalle dokusuna estetik bir görünüm kazandırmıştır. Ayrıca mahremiyeti korumak için pencereler genellikle dar, yüksek ve dışarıdan doğrudan iç mekâna bakmayı engelleyecek şekilde yapılmıştır.[13]

Mahallelerde konutların yanında günlük hayatı destekleyen yapılar da bulunmaktaydı. Çeşmeler, hamamlar, fırınlar, bakkal dükkânları ve kahvehaneler, mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılayan temel unsurlar arasındadır. Bu yapılar çoğunlukla vakıf sistemi sayesinde inşa edilmiş ve sürdürülmüştür.[14] Böylece vakıflar mahallelerin hem mimarî gelişimine hem de sosyal dayanışma kültürüne katkıda bulunmuştur.

Mahalle dokusunun en dikkat çekici yönlerinden biri de kamusal ve özel alanın sınırlarının belirginliğidir. Mahkeme kayıtlarında komşular arasında sıkça rastlanan “pencereden bakma” veya “sokaktan eve doğrudan girilmesi” gibi şikâyetler mahremiyetin mahalle yaşamında ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.[15] 18. yüzyıldan itibaren konutlarda sokağa açılan çıkmaların ve geniş pencerelerin artışı toplumda kamusal ve özel alan ilişkilerinde yaşanan dönüşümü de yansıtmaktadır.

Sonuç olarak Osmanlı mahallelerinin fizikî ve mimarî yapısı yalnızca estetik bir düzen değil aynı zamanda toplumsal düzenin korunmasına hizmet eden bir yapı arz etmiştir. İbadethaneler etrafında şekillenen mahalleler, içe dönük konut mimarisiyle mahremiyetin korunduğu, vakıf yapılarıyla sosyal ihtiyaçların karşılandığı ve böylece toplumsal dayanışmanın güçlendiği bir organizma olarak Osmanlı şehir hayatının temel taşı olmuştur.

Aile Hayatı ve Çocuk Gelişimi

Osmanlı’da aile, toplumda en küçük topluluk olarak görülmekle beraber aynı zamanda toplumda da büyük rol oynamaktaydı. Aile genellikle içindeki birey sayısına göre adlandırılırdı. Osmanlı’da ise genellikle çekirdek aile ve geniş aile bulunmaktaydı.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde küçük kasaba, köy, mini mahalle veya kırsal kesim topluluklarını oluşturan aileler genellikle üç kuşağın bir arada yaşadığı ve ev içi kültürel mirasın nesilden nesle aktarıldığı geniş aile yapılanmasını benimsemiştir. Bu yapıda herkes yan yana inşa edilmiş odalarda kalır, yemekler herkesin bir araya gelmesiyle yenir ve ev içi maddi harcamalar ortaklaşa yapılırdı. Ancak İstanbul gibi geniş mahallelerin bulunduğu yerlerde toplumun büyük bir kısmını ortalama üç ila beş kişilik çekirdek aileler oluştururken sadece küçük bir kısmını geniş aileler oluşturmaktaydı.

Osmanlı toplumunda, çoğu bölgede aile içi âdetler ve gelenekler benzerlik göstermekteydi. Aile, hem toplumsal hem de dinî açıdan ayrıcalıklı ve kutsal bir kurum olarak kabul edilmekteydi. Ailenin yaşadığı mekan için Türkçe anlamı “huzur” olan Arapça’da ki “sekine” kelimesi kullanılmıştır.[16] Bu ifade, Osmanlı’da aile kurumunun nasıl algılandığını ve ne denli değerli görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda aile kurumunun zaman içerisinde farklılaşması ise temelini oluşturduğu mahallenin yapısını, kültürünü ve kimliğini önemli bir değişim ve dönüşüm sürecine sokmuştur.

Osmanlı mahallelerinin ve klasik Osmanlı aile yapısının temel ve en önemli unsurlarından birini çocuklar oluşturmaktadır. Çocuklar ulusların geleceği ve mahallenin neşe kaynağı olarak görülmekteydi. Aynı zamanda mahalleli kim olduğu farketmeksizin tüm çocukları sahiplenmekteydi.

Eğitim olarak Osmanlı döneminde tüm çocuklar okula 4 yıl 4 ay 4 günlük iken başlatılmakta ve bu yaşın okul hayatında çocuklara şans getirdiği düşünülmektedir. Bu yaşa gelen her çocuk mahallede bulunan “mahalle mekteplerine” gönderilmiştir. Ancak o zamanki mahalle mektepleri ile şuanki eğitim sistemleri tamamen farklıdır. Arap dilinde, küttab veya mekteb kelimesinden gelen ve “yazı öğretilen yer” anlamına gelen mekteplerde eskiden sadece okuma yazma öğretilirdi. Sonralarında olan gelişmelerle beraber sadece okuma yazma değil aynı zamanda İslami bilgiler ve ahlaki kurallarda öğretilmeye başlanmıştır. Ancak çocuk eğitiminin yasal olarak 19.yüzyılın ikinci yarısından sonra düzenlendiği görülmektedir. 1868 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi [17] her mahallede bir, ihtiyaç halinde iki tane mahalle mektebi açılmasını karara bağlamıştır. Bu karara göre her erkek ve kız çocuğu belli bir yaşa kadar zorunlu eğitim görmekteydi.

Okula yeni başlayan çocuklar için “Âmin Alayı” veya “Dua Alayı” adı verilen törenler düzenlenmekteydi. Bu törende çocuklar okuldan gelen yetkililerce evlerinden alınmakta ve mahalle sokaklarında dualar edip dolaştırılarak okula getirilmektedir.[18] Mahalle mekteplerinde çocuklara dua okuma, namaz kılma ve okuma yazma gibi konular öğretilmektedir.

Bu mekteplerde çocuklara aynı zamanda disiplin yeteneği de kazandırılmıştır. Bu disiplin dayak gibi yöntemleri de içermektedir. Okul ve mahalle içerisinde hoş görülmeyen davranışlar karşısında bu yöntem uygulanmıştır. Mahalledeki kız ve erkek çocuklar sadece belirli bir yaşa kadar beraber oyun oynamışlardır. Ek olarak, çocuklar çok sınırlı bir şekilde farklı cemaatten olan birisiyle arkadaşlık kurabiliyorlardı.

Osmanlı mahallesi içerisinde ikamet eden ailelerin sahip olduğu çocuk sayısı, kent ve kır mahallelerinde ikamet eden çekirdek ve geniş aile yapılanmalarına göre farklılık göstermektedir. Kentte yaşayan mahalleliler genellikle 2 adet çocuğa sahipken, kırsal mahallelilerin 2-5 adet çocuğa sahip olduğu görülmektedir. Kentli mahalleliler 6’dan fazla çocuğa sahip olmazken, kırsal mahallelerde çocuk sayısı 9’a kadar çıkabilmektedir.[19]

Değerlendirme ve Genel Sonuç

Bu makale, Osmanlı sosyal yaşamının kalbi olan mahallelerin sadece birer yerleşim alanı olmadığını aynı zamanda güçlü bir toplumsal organizasyon ve kültürel mirasın taşıyıcısı olduğunu gözler önüne seriyor. Osmanlı mahallesi modern kentleşme anlayışından farklı olarak bireyin kimliğini, ahlaki duruşunu ve toplumsal sorumluluklarını şekillendiren canlı bir mikrokozmos olarak işlev görmüştür.

Toplumsal yapıda bireyin en temel aidiyet birimlerinden biri olan mahalle, sadece coğrafi bir komşuluk değil aynı zamanda karşılıklı güven ve dayanışmaya dayalı bir “ahlaki cemaat” inşa etmiştir. Bu yapıda Müslüman ve gayrimüslimlerin belirli sosyal sınırlar içerisinde bir arada yaşaması, Osmanlı toplumunun farklılıkları yönetme becerisini ve hoşgörü kültürünü yansıtmaktadır. Kefalet sistemi, ihraç ve “hüsn-i hâl” gibi mekanizmalar bireysel davranışları toplumsal denetim altına alarak mahalle içi düzenin korunmasını sağlamıştır.

Fiziksel ve mimari yapısıyla da mahalleler, özel hayatın mahremiyetini korurken, vakıf eserleriyle desteklenen ortak yaşam alanları sayesinde sosyal ihtiyaçları karşılamıştır. Eğitimden aile hayatına kadar her alanda mahallenin merkezi rolü, bu yapının yalnızca bir idari birimden ibaret olmadığını, aynı zamanda kültürel değerlerin aktarıldığı ve gelecek nesillerin yetiştirildiği bir yuva olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak, Osmanlı mahalle kültürü, modern dünyanın bireyselleşen ve komşuluk bağlarının zayıfladığı metropol yaşamına önemli bir alternatif model sunmaktadır. Bu makale, Osmanlı mahallelerinin nasıl bir toplumsal dayanışma, güven ve aidiyet ortamı yarattığını etkileyici bir şekilde ortaya koyarak, günümüzde kaybolmaya yüz tutan bu değerlerin önemine dikkat çekmektedir.

Metnin PDF haline erişmek için tıklayınız.

Bibliyografya

Başaran, B. (2014). Selim III, Social Control and Policing in Istanbul at the End of the Eighteenth Century: Between Crisis and Order. Brill.

Canbakal, H. (2006). Socio-Political Networks in Ottoman Anatolia (1650–1829): The Burdur Province. Brill.

Çiğdem, K. (2009). Constantinopolis/Istanbul: Cultural Encounter, Imperial Vision, and the Construction of the Ottoman Capital. Penn State University Press.

Ergenç, Ö. (1980). “Osmanlı Şehrinde Mahalle”. Osmanlı Araştırmaları V, 69–78.

Faroqhi, S. (2009). Osmanlı’da Kentler ve Kentliler. (Çev. N. Kalaycıoğlu). Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

İnalcık, H. (1994). “Istanbul: An Islamic City”. Journal of Islamic Studies, 5(2), 123–143.

Kuban, D. (2010). Osmanlı Mimarisi. Yapı Kredi Yayınları.

Mantran, R. (1990). Osmanlı İstanbul’u (XVII. Yüzyılın Sonuna Doğru). (Çev. M. A. Kılıçbay). İletişim Yayınları.

Ortaylı, İ. (2012). Osmanlı Şehirleri ve Kırsal Hayat. Kronik Yayınları.

Peirce, L. (2003). Morality Tales: Law and Gender in the Ottoman Court of Aintab. University of California Press.

Raymond, A. (1994). İslam Şehirleri. (Çev. A. Berktay). Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Unan, M. (2000). Osmanlı Mahalle Teşkilatı. Ege Üniversitesi Yayınları.

  1. Robert Mantran, Osmanlı İstanbul’u (İstanbul İletişim Yayınları, 1991), 56.
  2. Mustafa Unan, Osmanlı Mahalle Teşkilatı (İstanbul: Timaş Yayınları, 2014), 122.
  3. André Raymond, İslam Şehirleri (İstanbul Yapı Kredi Yayınları, 2006), 87.
  4. İlber Ortaylı, Osmanlı Şehirleri ve Kırsal Hayat (İstanbul: Timaş Yayınları,2014), 122.
  5. Özer Ergenç, Osmanlı Araştırmaları IV (1984), 69-78.
  6. Betül Başaran, Selim III, (Leiden: Brill, 2014) 62.
  7. Halil İnalcık, Journal of İslamic Studies, 1991.3
  8. Çiğdem Kafescioğlu, Constantinopolis/İstanbul, 2009.
  9. Hülya Canbakal, Anatolia Moderna, (2004) 131-138.
  10. Leslie Peirce, Morality Tales, 2003.
  11. Halil İnalcık, Journal of İslamic Studies (1990) 12-14
  12. Suraiya Faroqhi, Osmanlı’da Kentler ve Kentliler (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.,1994), s. 55-60.
  13. Doğan Kuban, Osmanlı Mimarisi (İstanbul: YEM Yay.,2007) 427-432.
  14. Özer Ergenç, Osmanlı Araştırmaları IV (1984) 75.
  15. Leslie Peirce, Morality Tales, 181-183
  16. Savaş Yavuzçehre (2022) 12.
  17. Maarif Nazırı Saffet Paşa tarafından 1868 yılında Maarif Nazırlığı (Osmanlı Millî Eğitim Bakanlığı) bünyesinde yapılan değişiklikle, klasik Osmanlı medrese eğitiminden vazgeçilerek oluşan yeni eğitim yasası.
  18. Savaş Yavuzçehre (2022) 13.
  19. İlber Ortaylı (2018) 128.

Avatar fotoğrafı

Muhammet Furkan Gül

İHYÂ – II

İMMİB Erkan Avcı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 2. Sınıf Öğrencisi

iletişim: ahmetmuhammet145360@gmail.com