Osmanlı Devleti’nde Vakıflar

Loading

Öz

Osmanlı Devleti, fetih merkezli bir gelişim süreci belirlediği için devlet hazinesi çoğunlukla savaş ya da savunma giderleri için harcanıyor ve devlet bu giderler dışındaki diğer maddi meseleler ile direkt olarak ilgilenmiyordu. Kamusal hizmet işleri veya topluma yönelik maddi yardımlarda bulunmayan devlet bu tür işleri vakıflara bırakıyordu. Kökleri Orhan Gazi dönemine kadar dayanan Osmanlı’daki vakıf müessesesi devletin ilgilenmediği bu konular ile ilgileniyordu. Bahsedilen bu ihtiyaçların yanı sıra dini ve bireysel sebepler sonucunda da ortaya çıkan bu vakıflar toplumsal refahın belkemiğini oluşturmuşlardır. Vakıflar yoksul insanların doyurulmasından medrese yapımına, su altyapılarının kurulmasından sokak temizliğine kadar birçok hizmet ile ilgilenmişlerdir. Vakfiyelerinde belirtilen gayrimenkul mallar veya para ile gelir elde eden bu vakıflar elde ettikleri gelirler ile kimi zaman yüzlerce yoksula yemek sağlayarak sadaka sevabı almışlar kimi zaman da cami, medrese, yol, köprü vb. uzun ömürlü yapılar yaparak sadaka-i cariyeler kurmuşlardır. Bütün bunlar yapılıyor olsa bile gayrimenkul sorunu nedeniyle toplumun ihtiyaçları tamamen karşılanamıyordu. Vakıf kurmak için gayrimenkullere ihtiyaç duyulması halkın içindeki sıradan insanların vakıf açmalarındaki en büyük engeldi. Bu sebepten ötürü Osmanlı’da vakıf kurucuları çoğunlukla saray mensupları, vergiden muaf askerler ve büyük servetlere sahip insanlar olmuştur. Bu çalışmada Osmanlı Devleti’nde toplum için vazgeçilmez olan vakıf müessesesi çeşitli başlıklar altında açıklanmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, vakıf, kamusal hizmet, toplumsal refah

Abstract

Since the Ottoman Empire adopted a conquest-oriented development process, the state treasury was mostly spent on warfare or defense expenses, and the state did not directly engage with other financial matters beyond these expenditures. Public services and material assistance to society were left to foundations (waqfs). The institution of waqf in the Ottoman Empire, whose roots date back to the reign of Orhan Gazi, took on the responsibilities that the state neglected. In addition to meeting these needs, waqfs also emerged from religious and personal motivations, becoming the backbone of social welfare. They undertook a wide range of services, from feeding the poor to constructing madrasas, from establishing water infrastructures to maintaining street cleanliness. These waqfs generated income through real estate or monetary assets specified in their deeds of trust and, with this income, sometimes provided meals to hundreds of needy people, thus gaining religious merit, while at other times they established long-lasting charitable works such as mosques, madrasas, roads, and bridges. Nevertheless, due to real estate constraints, society’s needs could not be fully met. The necessity of owning real estate to establish a waqf was the greatest obstacle preventing ordinary people from founding one. For this reason, most waqf founders in the Ottoman Empire were members of the court, tax-exempt soldiers, or wealthy individuals. In this study, I will attempt to explain the institution of waqf, which was indispensable for society in the Ottoman Empire, under various headings.

Key Words: Ottoman Empire, waqf, public service, social welfare

GİRİŞ

Klasik döneminde, büyük topraklara ve nüfusa sahip diğer devletler gibi Osmanlı Devleti de “sosyal devlet” değildi. Devlet hazinesinin harcandığı başlıca işler askeriye ve devlet çalışanlarına maaş sağlanmasıydı. Sosyal ya da kamusal hizmetler için cüzi miktarda ve düzensiz bir şekilde para ayrılıyordu. Günümüz modern devletinin sağladığı sağlık, sokak temizliği, su altyapıları, yoksul insanlara yardım etmek gibi hizmetler çoğunlukla devleti ilgilendiren meseleler değildi[1]. Bu tür hizmetlerin, toplumsal refahın sağlanmasında önemli bir yer teşkil etmeleri ve devletin bunlarla direkt olarak ilgilenmemesi sebebiyle bu hizmetleri sağlama sorumluluğu insanlara kalmıştı. Bu ve ileride bahsi geçecek birkaç sebepten dolayı Osmanlı’da vakıf sistemleri kurulmaya başlandı ve zamanla toplumsal hayat için vazgeçilemez yapılar haline geldiler.

1. VAKIF NEDİR?

Vakfetmek kelimesi, sahip olunan menkul ya da gayrimenkul mal(lar)ı hayır işlemek veya kamusal hizmete katkıda bulunmak amacıyla kişisel mülkiyet olmaktan çıkartıp tercih edilen hizmette kullanılmasını sağlamak, kullanıma açmaktır. Vakıf ise insanların vakfettiği menkul ya da gayrimenkul mal(lar) ile gelir elde eden ve bu geliri kamusal hizmet (Yol yapımı ve temizliği, ücretsiz sağlık hizmetlerinin sağlanması, yoksul insanlara ya da işçilere yemek ve barınak sağlanması vb.) için kullanan sistemlerin adıdır[2].

Vakıflar mütevelliler tarafından vakfiye adı verilen şartları göz önünde bulundurularak yönetiliyordu. Topluma ve dolayısıyla devlete daha iyi hizmet sağlayabilmeleri için vakıflar devlet tarafından vergiden muaf tutulmuşlardır ve bu ayrıcalığı fırsat bilip vakıflar üzerinden yolsuzluk yapabilecek insanlara engel olmak için yine devlet tarafından sıkı bir şekilde denetlenmişlerdir.

2. VAKIFLARIN ORTAYA ÇIKMA SEBEPLERİ

Osmanlı Devleti’nde vakıf müessesini ortaya çıkaran çeşitli sebepler vardır. Bu sebepleri kamusal, dini ve sınıfsal sebepler olarak ayırabiliriz. Vakıflar; toplumun ihtiyaç duyduğu kamusal hizmetleri sağlamak, vakfı kuran kişinin toplumdaki yerini belli etmek ya da sahip olduğu statüsünü yükseltmek için kurulmuştur. Burada bahsedilmeyen, vakıf kuran kişi(ler)in kişisel sebepleri sonucunda da vakıflar kurulmuştur fakat ana hatları ile vakıfların kurulma nedenleri bu üç başlık etrafında toplanabilir.

KAMUSAL İHTİYAÇLAR

Osmanlı Devleti, ekonomisini ve siyasi gücünü arttırmak ve pekiştirmek için fetih yapmayı benimsemiş bir devletti. Devlet hazinesi çoğunlukla savaşlarda kazanılan ganimetler ile dolduruluyordu. Diğer devletler gibi Osmanlı Devleti de sosyal devlet anlayışına sahip olmadığı için kamusal hizmetlerin sağlanması ve geliştirilmesi için hazineden ayrılan para oldukça azdı.

Devlet hazinesinde harcanarak yapılan yollar, köprüler, surlar gibi yapılar ve tophane, silah imalathaneleri, kılıçhaneler gibi iş yerleri çoğunlukla askeri amaçlar için yapılıyordu. Bu sebepten dolayı da kamusal hizmetlerin sağlanması toplumun kendi görevi haline geliyordu[3]. İleride daha detaylı anlatılacağı üzere vakıflar, çoğunlukla toplumun üst kesimindeki insanlar (Padişah, padişahın eşleri veya cariyeleri, askerler, vezirler gibi üst yönetici kesimden insanlar, büyük servet ve toprak sahipleri) tarafından kamusal hizmetleri karşılamak ve toplumsal refahı arttırmak için kuruluyorlardı[4].

DİNİ SEBEPLER

Bir İslam devleti olan Osmanlı Devleti’nde halkın hem alt hem de üst kesimini çoğunlukla Müslümanlar oluşturuyordu. Hem Kur’an’da hem de Hz. Muhammed (s.a.v)’in sünnetinde geçen sadaka, sadaka-i câriye ve yardımlaşma bilinci meseleleri vakıfların kurulmasında ve gelişmesinde büyük rol oynamıştır.

Kişinin ölümünden sonra bile amel defterini açık tutup sevap yazılmasını sağlayan sadaka-i câriyelere sahip olmak isteyen insanlar çeşme, kuyu, cami, medrese gibi insanlara fayda sağlayan yapılar yaptırmışlar ve hem Allah rızasını kazanmak istemişler hem de topluma faydalı olacak işler ortaya koymuşlardır. Osmanlı toplumunda sadaka vermek de oldukça yaygın bir işti. İnsanlar sevap elde etmek ve Allah rızasını kazanmak için sadaka veriyorlardı. İnsanların sadaka verdikleri şeyler sadece vakıflar ile sınırlı olmasa da özellikle servet sahibi insanlar verdikleri sadakalar ile vakıflara destek olmuşlardır.

STATÜ KAYNAĞI

Vakıfların kurulmasında etkili olan bir diğer sebep ise vâkıf (vakıf sahibi insan) kişilerin, güçlerini ve statülerini belli etmek istemeleriydi. Vakıfların Osmanlı toplumunda önemli bir yere sahip olmaları sebebiyle büyük vakıflar ve bu vakıfların sahipleri toplum içerisinde popüler kişilerdi. Halk bu insanları hayırseverlikleri dolayısıyla seviyor ve onlara hürmet ediyorlardı. Büyük vakıflara sahip olmak aynı zamanda kişinin toplumsal statüsünü de arttırıyordu ve bu kişilerden erkek olanlara paşa, bey, efendi kadınlara ise sultan, Haseki gibi unvanlar veriliyordu.

3. VAKIFLARIN TOPLUMSAL REFAH İLE İLİŞKİSİ

Az önce açıklanmış olan çeşitli sebeplerden dolayı oluşturulan vakıflar Osmanlı da kamusal hizmet ihtiyaçlarının büyük bir kısmını karşılıyorlardı. Vakıfların başlıca görevleri kamusal hizmet sağlamak ve toplumsal refahı arttırmaktı. Vakıflar, yazılan vakfiyelerde belirtilen gelir kaynakları ile para kazanıyor ve yine vakfiyeler de belirtilen hizmetlerde bu gelirlerini harcıyorlardı. Kimi vakıf yoksullara, yardıma muhtaç insanlara ve işsizlere yiyecek, giyecek, barınak ve sağlık hizmetleri gibi direkt insana yönelik hizmetler sağlarken kimi vakıf da cami, medrese, aşevi, köprü, yol, suyolu gibi mimari yapılar yaptırarak topluma hizmet ediyorlar, bazı büyük vakıflar ise bu ve bunlardan daha çok olan hizmet türlerinin birçoğunu tek başına yapıyordu[5].

Devlet; hazinesini doldurmak, topraklarını genişletmek, cihat etmek için fetihler yapıyordu. Fetihlerin yapıldığı topraklar medeniyetten uzak olan taşra bölgeler olunca, bu bölgelerde yapılacak olan bayındırlık faaliyetlerini vakıflar üstleniyordu. Ele geçirilen topraklarda yeni vakıflar açılıyor veya zaten var olan büyük vakıflar bu bölgelerde suyolu, kuyu, çeşme, medrese, cami, külliye gibi yapılar yaparak bölgedeki refah seviyesini arttırıyorlar ve nüfusun artmasını sağlıyorlardı. Bu durum için en güzel örnek Halep olabilir. 1516 yılında Memluk orduları ile yapılan Mercidabık savaşının kazanılması ile ele geçirilen Halep şehri, kurulan vakıflar sayesinde hizmet sektöründe gelişmelere konu olmuştur. Suya erişimin kısıtlı olduğu bu şehirde sık sık kıtlıklar yaşanıyor ve kimi zaman su bile lüks oluyordu. Şehirde kurulan vakıflar sayesinde yeni su kuyuları açılmış, suyolları yaptırılmış ve eski kuyuların tamiri yapılarak insanların su ihtiyacı bir nebze de olsa giderilmeye çalışılmıştır[6].

4. VAKFIN KURULMASI VE YAPISI

Toplumsal hizmet amacıyla hareket eden vakıflar ciddi miktarlarda gelire ihtiyaç duyarlar. Yüzlerce insana yemek sağlamak veya köprü, yol, medrese hatta cami yapmak ucuza mâl edilebilecek işler değildir. Bu sebepten ötürü vakıflar düzenli olarak hizmet verebilmek için düzenli bir gelir kaynağına/kaynaklarına ihtiyaç duyarlar.

Vakıflar için bu gelir kaynakları çoğunlukla gayri-menkuller olmuştur. Gelir elde etmek için ev, arsa, kahvehane, hamam, kasap gibi gayrimenkullerden yararlanılmıştır. Bu gayrimenkuller arasında en çok tercih edilen ise arsalar olmuştur. Ev, kahvehane, kasap vb. binalar yangın, deprem, kundaklama, hırsızlık gibi olaylar sonucunda kaybedilebilecek ya da zarar görebilecek iken tarım arazilerinde böyle bir durum söz konusu değildir. Bir tarım arazisinin işletimine engel olabilecek etmenler nadiren görülen böcek istilaları veyahut savaşlardır. Vakıflar içerisinde gelir kaynağı olarak menkul mallar da kullanılmıştır fakat menkul mallar gayrimenkuller gibi fazla ve düzenli gelirler sağlamadıkları için çoğunlukla tercih edilmemişlerdir.

Kurulabilmek için gayrimenkullere ihtiyaç duymaları sebebiyle vakıflar çoğunlukla saray mensupları (padişah, padişahın eşleri ya da cariyeleri, vezirler vb.), askerler ya da halk arasındaki büyük servet sahibi insanlar tarafından kurulmuşlardır. Vakıf kurmak için ev, arsa, işletme (kahvehane, hamam vb.) bağışlamak sıradan halk için oldukça zor bir işti. Gayrimenkul kullanarak vakıf açmak isteyen sıradan halktan insanlar bir araya gelip ortaklaşarak vakfa gelir sağlayabilecek bir gayrimenkul satın alır ve vakıf açarlardı.

Vakıfların kurulmasında en büyük engel vergilerdi denilebilir. İnsanlar vergiye tabii olmaları sebebiyle ciddi gelirler elde edemiyorlar ve gayrimenkulleri olduğundan daha pahalıya satın almak zorunda kalıyorlardı. Vakıfların çoğunlukla askerler veya saray mensupları tarafından kurulmalarının ana sebebi de buydu. Askerler, saray mensupları ve devlet çalışanları vergiden muaf oldukları için sıradan halka nispeten daha kolay bir şekilde gayrimenkul satın alabiliyorlar, bu sayede vakıf açmaları kolaylaşmaktaydı.

PARA VAKIFLARI

Osmanlı’da gayrimenkuller sayesinde gelir sağlayan ve bu geliri topluma faydalı hizmetler için harcayan vakıfların yanı sıra sadece para ile kurulan ve sahip olduğu parayı borç ile işleterek gelir elde eden vakıflar da olmuştur. “Para Vakfı” diye adlandırılan bu vakıfları diğer vakıflardan ayıran özellik, gayrimenkul veya menkul mallar üzerinden değil direkt olarak para üzerinden gelir sağlamalarıydı. Para vakıfları, sahip oldukları paraları, dönemin şartlarına bağlı olarak, %15 ila %9 arasında değişen kâr payı ile borç verirlerdi. Bu kâr payı ile gelir elde eden para vakıfları, diğer vakıflar gibi sahip oldukları gelirler ile topluma hizmet edecek faaliyetlerde bulunurlardı[7].

Para vakıflarının gelir elde etmesini sağlayan bu “kâr payı” meselesi hem bu vakıfların kuruluş sürecinde hem de sonrasında ciddi tartışmalara sebep olmuştur. Borç verilen kişiden alınan bu kâr payını faiz olarak nitelendiren kişiler, İslam da faiz almanın ve vermenin haram olduğunu söylemişler ve para vakıflarını caiz görmemişlerdir. Diğer bir taraftan alınan bu kâr payını faiz olarak görmeyip bu işi vakfın gelir elde etmesini sağlamak için zorunlu olduğunu ve bu kâr payının, borç alan kişiye de faydalı olacak şekilde geri döneceğini söylemişlerdir. 16. yüzyıl ’da bu tartışmalar sürerken dönemin Şeyhülislam’ı Ebussuud Efendi, para vakıflarının caiz olduğunu belirten bir fetva yayınlamış ve para vakıfları kurulmaya başlanmıştır.

Para vakıflarını diğer vakıflardan ayıran önemli iki özelliği vardır. Bunlardan ilki para vakıflarının gayrimenkule ihtiyaç duyulmadan sadece para ile kurulabiliyor olmalarıdır. İkinci özelliği ise bu vakıfların insanlara kredi sağlamalarıdır. Gayrimenkul almaya parası yetmeyen insanlar bile para vakfı sistemi sayesinde vakıf kurabilmişlerdir. Verdikleri krediler sayesinde de para vakıfları bir bakıma banka işlevi görmüşlerdir. Kurulmak için gayrimenkule ihtiyaç duymayan bu vakıflar halk arasında oldukça yaygınlaşmışlardır. Osmanlı’da kurulan ve maddi büyüklükleri 0-30,000 gram gümüş arasında değişen 4244 para vakfının yarısından fazlasının 3180 gram gümüş veya daha az sermaye ile yürütülmüş olması para vakıflarının toplumun orta kesimleri tarafından da kurulabildiğini ve bu durumun Osmanlı’da oldukça yaygın olduğunu gösterir[8].

SONUÇ

Osmanlı Devleti’nde vakıf müessesesi kamusal ihtiyaçlar, dini sebepler ve bireysel sebepler çerçevesinde ortaya çıkmışlardır. Osmanlı Devleti, diğer devletler gibi sosyal ve kamusal hizmetler ile ilgilenen bir yapıya sahip değildi. Bunun sonucunda ortaya çıkan kamusal ihtiyaçlar, vakıfların ortaya çıkmasındaki en büyük sebeptir denebilir. Vakıflar çoğunlukla kahvehane, hamam, kasap, arsa, ev gibi gelir sağlayan gayrimenkuller ile kurulmuşlar ve bu gayrimenkullerden elde ettikleri gelirler ile topluma yönelik hizmetlerde bulunmuşlardır. Gayrimenkuller ile kurulan vakıfların maliyetli olması sebebiyle bu vakıfları kurma gücüne sahip insanlar çoğunlukla saray ailesinden, (Padişah, eşleri ve cariyeleri, vezirler) toplumdaki servet sahibi insanlar ve askerler oluyordu. Bu durum sebebiyle vakıf açmaya gücü yetmeyen sıradan halk ise para vakıflarını icat ederek kamusal hizmette rol almaya çabaladılar. İlk ortaya çıktıkları vakitte yoğun tartışmalara sebep olan para vakıfları, dönemin Şeyhülislam’ının verdiği fetva sayesinde kamusal hizmetteki yerlerini almışlardır. Günümüze kadar gelen camiler, çeşmeler, medreseler, suyolları, külliyeler gibi tarihi eserler vakıflar tarafından kurulmuşlar ya da bakımları yapılmıştır.

BİBLİOGRAFYA

Öztürk, Rahime Hülya. “OSMANLI İKTİSAT ZİHNİYETİNDE KAMU HİZMETLERİNİN YERİNE GETİRİLMESİ VE VAKIFLAR”. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 18, sy. 4 (Aralık 2018): 37-48.

Taşkesen, Mustafa Özcan. “OSMANLI DÖNEMİNDE SOSYAL REFAH SİSTEMİ OLARAK VAKIFLAR”. İş ve Hayat 3, sy. 5 (Haziran 2017): 57-66.

Karazeybek, Mustafa.”Kuruluş Döneminde Osmanlı Vakıfları”.Journal of History School. 45 (2020): 868-901

Özer, Erol ve Yıldırım, Sadullah. ”VÂKIF OLMAK İMKÂN DÂHİLİNDE: OSMANLI TOPLUMUNDA KATILIMCI VAKIF SİSTEMİNİN İNKİŞAFINDA PARA VAKIFLARININ ROLÜ”, Hukuki ve İktisadi Yönleriyle Para Vakfı, İstanbul: VakıfBank Kültür Yayınları, 2024, 19-37

Abraham Marcus, “The Urban Experience: Neighborhood Life and Personal Privacy,” in The Middle East on the Eve of Modernity: Aleppo in the Eighteenth Century (New York: Columbia University Press, 1989), 314-328.

  1. Mustafa Özcan Taşkesen, “OSMANLI DÖNEMİNDE SOSYAL REFAH SİSTEMİ OLARAK VAKIFLAR”, İş ve Hayat, 3/5 (2017), s. (58)
  2. Mustafa Karazeybek, “KURULUŞ DÖNEMİNDE OSMANLI VAKIFLARI”, 45 (2020), s. (871)
  3. Rahime Hülya Öztürk, “OSMANLI İKTİSAD ZİHNİYETİNDE KAMU HİZMETLERİNİN YERİNE GETİRİLMESİ VE VAKIFLAR”, Bolu Ban İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 18/4 (2018) s. (38)
  4. ÖZTÜRK,”OSMANLI KAMU HİZMETLERİNİN YERİNE GETİRİLMESİ”, s. (42).
  5. ÖZTÜRK,”OSMANLI KAMU HİZMETLERİNİN YERİNE GETİRİLMESİ”, s. (41).
  6. Abraham MARCUS, “The Middle East on the eve of modernity: Aleppo in the eighteenth century”, Columbia University Press/New York:Columbia University, 1989, 314-328
  7. ÖZTÜRK, “OSMALI KAMU HİZETLERİNİN YERİNE GETİRİLMESİ”, s. (41)
  8. Erol ÖZER ve Sadullah YILDIRIM,”VÂKIF OLMAK İMKÂN DÂHİLİNDE:OSMANLI TOPLUMUNDA KATILIMCI VAKIF SİSTEMİNİN İNKİŞAFINDA PARA VAKIFLARININ ROLÜ”, Hukuki ve İktisadi Yönleriyle Para Vakfı, VakıfBank Kültür Yayınları, 2024, s. 26

Avatar fotoğrafı

Berat Bozkurt

İHYÂ – II

Şehremini Anadolu Lisesi 3. Sınıf Öğrencisi

iletişim: beratbzkrt1234@gmail.com

2026-27 Eğitim Yılı Kayıtlarımız Başlamıştır

Close Welcome Bar