Osmanlı İstanbul’unda Gerçekleşen Afetlerin Siyasi, Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkisi

Loading

Giriş

İstanbul, kurulduğundan itibaren deprem konusunda sıkıntılı bir durumda olmuştur. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın üzerinde bulunması sebebiyle çeşitli büyüklüklerde depremler bu kozmopolit şehrin peşini bırakmamıştır. Bizans döneminde ise depremler şehri büyük ölçüde yıkıma uğratmıştır.

Fatih Sultan Mehmet Han, 1453 yılında İstanbul’u fethettiğinde binaların çoğu harap durumdaydı. Blakernai Sarayı, aktif olarak kullanılan saray olmasına rağmen yer yer hırpalanmıştı. 1.Konstanin’in yaptırdığı Palatium Magnum Sarayı ise tamamen terk edilmişti.

O zamanlar dünyanın en görkemli kilisesi olan Ayasofya’nın ise kapılarındaki menteşeler sökülmüştü ve içindeki mozaikler hasar görmüştü. Şehir genelinde de ufak ufak manastır ve kiliseler vardı ama onlar da harap olmuştu. Bu binaların bu derece harap olmasına konum olarak iki kıtanın birleşim noktası olduğundan dolayı gerçekleşen kuşatmalar, iç karışıklar gibi birçok etken sebep olmuştur. Bu karışıklıkların sebeplerinden bazıları jeopolitik, siyasi ve ekonomik açıdan İstanbul’un çok önemli bir bölgede olmasıdır. Ayrıca denize de kıyısı olması bölgenin stratejik açıdan önemini arttırmıştır.

Evler ise kerpiçten ve ahşaptan yapılırdı. Bu da olası bir deprem ve yangında insanların ve malların zarar görme ihtimalini önemli ölçüde arttırırdı. Bizans döneminde 25 Eylül 477’de gerçekleşen büyük deprem sonrası surların bir kısmı ve kiliselerden birçoğu yıkıldı. Bundan sonra gerçekleşen Fatih Sultan Mehmed zamanına kadar 37 adet büyük deprem oldu. Yangın olarak ise Bizans döneminde dayanıklı olmadığı bilinmesine rağmen dayanıksız ahşap malzemeler kullanılmaya devam ediliyordu. Ayrıca itfaiye teşkilatı çok yetersizdi. Bu da İstanbul’da gerçekleşen yangınların kontrol altına alınmasını engellemiştir. Üstelik kentleşme oldukça düzensizdi. Sokak araları dardı ve evlerin arasındaki mesafenin az olması da bir bina tutuştuğunda diğer binalara hızlıca sıçramasına neden oluyordu. Deprem konusunda ise bölgenin deprem bölgesinde olduğunun bilinmesine rağmen binalar onarılmıyor ve bakımsız kalıyordu. Ayrıca Bizans yönetimi doğal afetleri ilahi bir ceza olarak görüyordu, bu yüzden de bilimsel açıdan neredeyse hiç önlem alınmadı. Yani mühendislik açısından hiç önlem alınmadı ama bu afetlerden korunmak için dini tören ve ayinler yapıldı. Bu da oluşan kargaşa ve yıkımın engellenememesine dolayısıyla can ve mal kaybına neden oldu.

Sonuç olarak, Bizans İstanbul’u gerçekleşen onlarca büyük depreme hazırlıksız yakalanmıştır ve şehrin çoğunluğunu kapsayan ahşap/kerpiç yapıların yanmasını da engelleyememiştir. Osmanlı döneminde çoğunlukla engellenebilmiş olsa da bu tür afetler çoğu zaman insanların can ve mallarını tehdit etmiştir.

Bu makalede önce Fatih İstanbul’u fethettikten sonra buradaki binaların durumunu; ardından burada gerçekleşen sırasıyla deprem, yangın, sel ve diğer afetleri, son olarak da bu afetlerin insan hayatına olan etkisini okuyacaksınız. Ayrıca bu makale çeşitli üniversitelerin halka açık kaynakları ve tarihi belgeleri incelenerek ve yapay zekâ destekli araçlardan faydalanarak yazılmıştır.

1.Bölüm: İstanbul’da Bina Yapıları

İstanbul’da genel olarak bina yapıları kerpiç ve ahşaptandı. İlçe bazında bakacak olursak İstanbul o dönem sur içinden oluştuğu için genel olarak bakacağımız ilk yer Fatih bölgesi olur. [1]

Fatih, bünyesine 400 yıl boyunca başkentlik etmiş olan Topkapı Saray’ını, büyük su deposu Yerebatan Sarnıcı ve en eski kiliselerden biri olan Ayasofya Camii’ni bünyesinde bulunduruyordu. Genel olarak bina yapıları ise ahşap temelli binalar ve kerpiçten yapılırdı. Binalar 2-4 katları arasındaydı. Yapılan ev planları avlulu ve konak şeklindeydi, evler erkekler için selamlık ve kadınlar için haremlik şeklinde ayrılırdı. Her çeşitten insanın yaşadığı Fatih’i, İstanbul’un merkezi olarak görülürdü. [2]

Haliç ve Eminönü çevresine geldiğimizde zenginler genelde Pera ve boğaz kıyılarında yaşamaktaydılar. [3] Evler iki katlıydı, avlular bulunuyordu ve ahşap taş gibi malzemeler kullanılarak yapılırdı. Hanlar Eminönü’nde toplanmıştı. İki katlı olan evlerin alt katları genellikle dükkân olarak kullanılır, üst katta ise dükkânı işletenler yaşardı.

Karşıya geçip Üsküdar tarafına geldiğimizde toplum genelde Beylerbeyi, Vaniköy tarzı yerlerde yaşardı. Evler Osmanlı mimarisini yansıtacak şekilde ve çoğunlukla deniz kenarına yapılmış binalardan oluşuyordu. İç mekânlar bol süslemelerden oluşurdu ve bu evlerde genelde rütben daha yüksek kişiler yaşardı. Hatta Sultan Abdülaziz yaptırdığı Beylerbeyi Sarayı ile ikametgâhı Üsküdar’a aldırmıştır. Genellikle toplum bu dört yerde toplanmıştır. Ekran.PNG

Şekil 1: [4]

2.Bölüm: İstanbul’da Gerçekleşen Afetlerin Ekonomik ve Siyasi Sonuçları

İstanbul’u Osmanlı döneminde en çok etkileyen depremlerden birkaçını ve sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz:

10 Eylül 1509’da gerçekleşen, kayıtlarda Küçük Kıyamet olarak da geçen İstanbul Depremi, Osmanlı’yı en çok etkileyen depremlerden biridir. Gece saat on sularında gerçekleşen ve merkezi üssü Adalar çevresi olan depremde 4000 ile 13000 arasında kişi hayatını kaybetmiş 10000’den fazla kişi ise yaralanmıştır.

Fatih Camii ve Beyazıt Camii büyük hasar görmüş, Ayasofya ve Eğrikapı’dan Yedikule’ye kadar olan surlar çok fazla hasar görmüştür. Denizin kenarında gerçekleşen bir deprem olduğu için tsunami sahil şeridini vurmuş ve gerçekleşen artçı depremler halkı korkutmuştur.

Siyasi ve ekonomik sonuçlarına bakarsak depremde yıkılan yerleri tamirat altına almak için halktan ek 22 akçe vergi alınmıştır ve bu da halkı olumsuz şekilde etkilemiştir. [5] Ayrıca gerçekleşen depremden dolayı hanlar ve çarşılar zarar görmüştür, bu da ekonomik bir yavaşlamaya yol açmıştır. Siyasi olarak, depremden sonra Bakanlar Kurulu yani Divan-ı Hümayun toplanarak çözüm üretmeye çalışmıştır. Kurulun sonucunda dolgulu zemine ev yapılması yasaklanmıştır ve ahşap temel zorunlu hale gelmiştir. [6] Padişah Sultan 2.Beyazıd’da Bizans döneminde olduğu gibi bu depremi ilahi bir sonuç olarak yorumlamış ve divan üyelerini halka fesat yaydıkları söylemiyle bu konuda ciddi bir şekilde eleştirmiştir. [7]

Osmanlı’yı ciddi bir şekilde etkileyen bir başka depreme baktığımızda 10 Temmuz 1894’te gerçekleşen merkez üssü Çınarcık Havzası veya bir önceki depremde incelediğimiz depremdeki gibi Adalar olarak gösterilmektedir. Büyüklüğü 7,0 ve 7,3 arasında olan depremin en büyük özelliği Osmanlı Dönemi’nde sismografinin araştırılmasını sağlayan deprem olmasıdır.[8] Ekonomik açıdan Osmanlı’yı oldukça zorlayan bu depremin hasarlarının toplamda 350.000 Osmanlı parasını aştığını düşünülmektedir. [9] Padişah 2. Abdülhamid bu depremden sonra mali konularda oldukça halka güven sağlamıştır. Bu depremden sonra İstanbul Rasathanesine ilk kez deprem şubesi açılmıştır. Sonuç olarak bu deprem, depremler konusunda Osmanlı’yı akademik anlamda ilerletme konusunda çok büyük yarar sağlamıştır.

asdfghjklş.PNG

Şekil 2: 1509’da gerçekleşen depremde hasar alan binalardan biri

Osmanlı Dönemi İstanbul’unda gerçekleşen en büyük yangınlardan biri ise 24 Temmuz 1660’ta gerçekleşen [10] İstanbul Yangınıdır. Eminönü taraflarındaki Odunkapı ve Ayazmakapı arasındaki bir sandıkçı dükkânında başladı ve tam olarak 49 saat sürdü. 2700-4000 arası kişinin bu yangında can verdiği rivayet edilir. Osmanlı tarihçisi Mehmed Halife’ye göre:

Süleymaniye’de Ulu Cami’nin dört minaresinin kuleleri mum gibi yanıyordu. Alevler Bayezid’e kadar ulaştı ve daha sonra güneye ve batıya doğru ilerleyerek Davud Paşa, Kumkapı ve hatta Samatya’ya kadar ulaştı. Alevler, doğudaki At Meydanı’nı veya yarımadanın merkezindeki Mahmud Paşa ve çarşıları da esirgemedi.[11]

Yangının büyük bir kısmı, Eminönü, Unkapanı gibi yerlerde yaşayan Rum ve Yahudi mahallerini yok etti. Bu olaydan sonra Osmanlı, bu yerlerin tekrardan Rum ve Yahudilere verilmesini engelledi, Turhan Sultan bu yıkılan yerlerin yerine Mısır Çarşısı ve Yeni Camii gibi yapılar yaptırdığı için gayrimüslimler ile devletin arası bozuldu. [12] Kapalıçarşı, hanlar, çarşılar gibi yapılar yanarak yok olduğu için ticaret önemli ölçüde azaldı. Ticaret azaldığı için vergiler toplanamadı ve bu yüzden devletin kasasına giren mali gelir önemli ölçüde azaldı.

İstanbul’u etkileyen bir diğer yangın ise 1633’te Fatih’te gerçekleşen Cibali Yangınıdır. Bir gemi kalafatçısının ihmali yüzünden başladı ve sert poyrazlar dolayısıyla gittikçe yayıldı. Yangın üç gün sürdü ve Kâtip Çelebi’ye göre İstanbul’un 5’te 1’i yok oldu. Unkapanı, Saraçhane ve Fatih gibi yerler bu depremden etkilendi. Dönemin padişahı 6. Murad, tütün içenleri yangından sorumlu tuttu ve meyhaneler ile kahvehaneler kapatıldı. [13] Padişah’ın otoritesi arttı ama tütün ve alkol kullanımı yasaklanınca halkın padişaha olan sevgisi azaldı. 20.000’e yakın bina yandı ve ticaret bu yüzden aksadı.[14]

1870’te gerçekleşen Büyük Beyoğlu Yangını da İstanbul’u etkileyen yangınlardan birisidir. Bu yangından sonra Beyoğlu’nda tekrar yapılanmaya gidilmiş, düzenli itfaiye taburlarının oluşturulmasına da katkı sağlamıştır. Aynı zamanda çevresinde bulunan Şişli ve Nişantaşı gibi yerler önem kazanmıştır.[15] Deprem, 5 Haziran 1870 yılında bir pazar günü, öğleden sonra Feridiye Sokağı’nda başladı. Yangın o sırada çıkan büyük rüzgâr yüzünden hızlıca Tarlabaşı, Taksim ve İngiliz-İtalyan Elçiliklerine yayıldı.[16] Osmanlı, yangının ardından yardım komisyonları kurdu. Toplanan yardımlar yangınzedelere dağıtıldı. [17] Yanan yerlerin içinde 5. Murad, 2. Abdülhamid ve 5. Mehmet’in beraber gittiği Osmanlı’da opera ve tiyatronun gelişmesine katkı sağlayan yerlerden biri olan Naum Tiyatrosu da bulunuyordu. Bu tiyatronun kurucusu olan kardeşler Michel ve Joseph Naum İstanbul’da birçok Avrupa oyunu ve operasını sahneleme hakkını tek başlarına ellerinde tutuyorlardı ve şehre birçok yabancı topluluk getiriyorlardı. Ayrıca birçok operanın ilk Osmanlı Türkçesi çevirilerini kitapçık olarak basmışlardı. Ekonomik ve siyasi sonuçlarına gelecek olursak, Beyoğlu o dönem ticaretin merkezi olduğu için esnafların bir kısmı iflas etti ve bu da vergi gelirlerinin azalmasına neden oldu. Ayrıca yangından sonra sigortacılık şirketleri Osmanlı’ya kurulmaya başlandı, bu da İstanbul’un yangın konusunda aldığı tedbirlerden biridir. Pera bölgesinde bulunan İngiliz ve İtalyan konsoloslukları da yandığı için bu konu dış politikada soruna yol açtı. [18]

Osmanlı’da gerçekleşen deprem ve yangın dışı afetlere bakılacak olursa tüm Avrupa’yı etkileyen ama Osmanlı Dönemi İstanbul’unda daha geç patlayan Kara Veba’yla başlanabilir. Osmanlı Dönemi’nde, İstanbul birçok hastalıkla karşılaşmıştır ama bunlardan İstanbul’u en çok etkileyen Kara Veba olmuştur.

Salgın, İstanbul’a Temmuz 1812’de geldi. [19] Başlarda genel olarak etkisinin hissedildiği yerler hijyen konusunda da o dönem sıkıntılı olan Beyoğlu, Galata gibi yerlerdi. [20] Kaynaklara göre Veba, İstanbul’a ticaret gemileri ile geldi. Temmuz ayında etkisini tam olarak sağlamayan veba, günlük 2000 ölümle Eylül ayında yılın zirvesine ulaştı[21]. Osmanlı hükümeti salgının sonunda, toplam 320.955 ölüm olduğunu ölümlerin etnik kökenlerine göre açıkladı[22].

Siyasi ve ekonomik yönlerine bakacak olursak İstanbul karantinaya alındı, bu yüzden de iki kıta arasındaki görevini üstlenememesine neden oldu, bu yüzden de ticaret aksadı. Dolaylı olarak, karaya gemiler yanaşamadığı için Avrupa ve Afrika gibi yerlerden gıdalar gelemedi, bu da gıdaların fiyatını Osmanlı’da genel olarak arttırdı. [23] Siyasi olarak ise halkın padişaha olan güveni azaldı, ayrıca karantina ilk defa bu salgında oluşturuldu ve 1838’de Karantina Topluluğu oluşturuldu, bu da imparatorluğun gelişmesine katkı sağlamıştır.

İstanbul’u etkileyen bir diğer afet ise seldir. İnsanları etkileyen en büyük sel ise ”İkinci Tufan” adı verilen 19-20 Eylül 1563’te gerçekleşen bu sel özellikle Kâğıthane Deresi’nin taşmasıyla oluşmuştur. Bu sel, genel olarak Halkalı, Küçükçekmece gibi bölgelerden başlayarak Boğaziçi’ne kadar ulaşmıştır. [24] O sırada Yeşilköy İskender Çelebi Bahçesi’nde av için bulunan dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman, boğulmaktan son anda bir askerin tarafından sırtlanarak kurtulmuştur. Ayrıca zaman zaman gerçekleşen Boğaz’ın donması gibi olaylar da İstanbul’u oldukça etkilemektedir. Kaynaklara göre en büyük kar yağışlardan biri 24 Ocak-8 Şubat 1621’de gerçekleşti. Bu tarihler arasında aralıksız kar yağdı.[25] İnsanlar 9 Şubat günü çıktıklarında Boğaz’ın donmuş olduğunu gördü. Hatta bu öyle bir buzlanmaydı ki insanlar Üsküdar’dan Eminönü’ne yürüyerek geçebilmişlerdi. Boğaz’ın donmuş olmasının sonuçlarına bakarsak buzlardan dolayı yine gemiler karaya yanaşamadı ve bu da gıda konusunda halkın sıkıntı çekmesine neden oldu. Osmanlı tarihçileri o dönem gerçekleşen diğer olaylarla beraber bu olayı da Genç Osman’ın tahttan indirilmesi gerektiğine dair bir olay olarak değerlendirdiler. [26]

3.Bölüm: Osmanlı Döneminde Gerçekleşen Deprem ve Yangınların İnsanların Sosyal Hayatına Olan Etkisi

İstanbul, Osmanlı’da farklı kültürden insanların yaşadığı kalabalık bir metropoldü ve burada gerçekleşen doğal afetler bu farklı kültürde insanların hayatını çok farklı tarzda etkiliyordu. Bu afetler insanları sadece siyasi ve ekonomik olarak değil sosyal hayatlarında oldukça fazla şekilde etkiliyordu. Bu gerçekleşen afetlerden sonra insanların günlük yaşamı sekteye ve değişime uğruyordu.

Bu gerçekleşen afetler insanların hayatını en başta günlük hayatlarını değiştiriyor. Deprem, yangın, sel gibi olaylardan dolayı evlerinden olan insanlar küçük kulübelerde ve çadırlarda kalıyordu.[27] Önceki bölümde anlatılan veba tarzı hastalıklarda ise insanlar o dönemlerin uğrak noktaları olan kahvehane, çarşı tarzı yerlere gidemiyordu. Çünkü insanlar bu öldürücü hastalıktan korunmaya çalışıyor ve bu da insanların günlük hayatını kötü etkiliyordu. Bu yüzden de çarşı-pazar gibi yerler o dönemlerde eski canlılığını kaybediyordu ve bu çarşı-pazar-kahvehane gibi yerlerde çalışan tüccar ve esnaflar da evlerinden çıkamadıkları için satış yapamıyordu bu da o esnafların hayatını olumsuz yönde etkiliyordu. Boğaz donduğunda ise insanlar kayık tarzı ulaşım araçları kullanamadığı için karşı kıta ile bağlantısı tamamen kesiliyordu. Esnaflardan gemiyle gelen ürünleri satamadığı için esnafların ekonomik olduğu kadar sosyal hayatları da benzer derecede etkileniyordu.

Ayrıca Osmanlı toplumunda genel olarak gerçekleşen bu afetler dini ve ilahi bir mesaj olarak da görülüyordu. Gerçekleşen büyük depremlerde halk sokağa çıkıyor, merasimler ve dualar düzenliyorlardı. Veba gibi hastalıklar çıktığında ise halk türbelere koşar, onlardan yardım isterlerdi. Salgın dönemlerinde Müslümanların camiye gitmemesi, dedikodu etmeleri, oyun ve eğlencelerle vakit geçirmelerinin başlarına bu afeti getirdiği gerekçesiyle; insanların cemaate devam etmeleri, dedikodu ve boş işleri bırakıp, Müslümanca bir hayat yaşamaları istenirdi. [28]

Sosyal açının temellerinde biri olan mahalle kültürüne de Osmanlı Dönemi’nde özellikle deprem ve yangınlarda dikkat edilirdi. Evi yıkılan veya yanan kişileri komşular evlerine alır, onlarla ilgilenirlerdi. Vakıflar yangınzede ve depremzedeler için para toplar, gıda ve barınma konusunda da yardımcı olurlardı. [29] Zengin kesimler de salgın zamanında fakir halka ilaç almak konusunda destek olurlardı. Gerçekleşen bu dayanışma, afetlerin ve salgınların yarattığı yükü azaltmakta kısmen yardımcı oluyordu.

Zenginler ve fakirler her ne kadar dayanışma konusunda birbirlerine destek olsalar da aradaki sınıf farkı ister istemez özellikle bu tarz afet ve hastalıklarda kendini ağır bir biçimde belli ediyordu. Ayrıca zenginler pazardan ayrılan payla beraber zenginliklerine zenginlik katarken fakirler yavaşça ölümü bekliyordu.[30] Zenginler şehir dışındaki evlerinde yaşamaya devam ederken fakirler şehir hayatında ölümle her daim yüz yüze yaşıyorlardı. Bu tarz durumlar afetlerin genel olarak sadece insanların ekonomik durumlarını ayırmakla kalmıyor aynı zamanda sınıfsal bir ayrışmayı da gözler önüne seriyordu. Bundan kaynaklı olarak da afetler Osmanlı Devleti’ndeki ekonomik dengesizliğin anlaşılmasını kolaylaştırıyordu.

Salgın hastalıkların en çok etkilediği alanlar biri de eğlenceydi. Meddahlık kültürü, ortaoyunu gibi geleneksel oyunlar bu salgınlar yüzünden yapılamıyordu. Kahvehane tarzındaki yapılar ise deprem veya salgın hastalıklar yüzünden kapatıldığı için halkın sosyalleşme alanları önemli ölçüde kısıtlanıyordu. Beyoğlu ve Pera’daki tiyatro alanları yanmış veya kapalı kalmış (örnek: Naum Tiyatrosu, Büyük Beyoğlu Yangınında küle döndü.) ve bu gibi olaylar da kentin kültürel konusundaki etkisini önemli ölçüde azaltmıştır. İyi yönden bakılacak olursa, bu tarz afetlerin insanlara afetler konusunda dikkatli davranmaları gerektiğini öğrettiği söylenebilir. Özetle, Osmanlı Döneminde gerçekleşen afetlerde insanlar sadece fiziksel açıdan etkilenmekle kalmamış, aynı zamanda da sosyal açıdan bir çok ders vermiştir. Sadece Osmanlı’da değil, genel olarak tarih boyunca insanlar yaşadıkları bu afetlerden korunmak için bir sürü şey öğrenmişlerdir ve bu öğrendikleri şeylerle medeniyetlerini ileri taşımışlardır.

C:\Users\Damla Bedir\Desktop\images.jpeg

Sonuç

Osmanlı İstanbul’unda gerçekleşen deprem, yangın, sel ve salgın gibi afetler, şehrin fiziksel yapısını ve halkın yaşamını derinden etkilemiştir. 1509 Küçük Kıyamet depreminden 1870 Büyük Beyoğlu Yangınına kadar birçok olay, hem can kaybına hem de ekonomik zararlara yol açmıştır. Afetler sonrası artan vergiler, hasar gören han ve dükkânlar, ticaretin aksaması ve ekonomik yavaşlama, Osmanlı devlet yönetimini hem mali hem de siyasi olarak zorlamıştır. Aynı zamanda afetler, sosyal hayatı da önemli ölçüde değiştirmiştir. İnsanlar evlerini terk etmek zorunda kalmış, günlük yaşam sekteye uğramış ve salgınlar nedeniyle toplumun sosyal etkileşimi ciddi şekilde kısıtlanmıştır.

Bununla birlikte, Osmanlı halkının ve yönetiminin afetlere tepkisi, dayanışma ve önlem alma açısından önemli dersler sunmuştur. Mahalle kültürü ve vakıfların desteği, afetlerden etkilenenlere yardım sağlarken, zengin ve fakir arasındaki sınıfsal farklar da ortaya çıkmıştır. Yangınlar ve salgınlar, kültürel yaşamı sekteye uğratmış, tiyatro, kahvehane ve eğlence alanlarının kapanmasına yol açmıştır. Ancak tüm bu olumsuzluklar, insanlara afetlere karşı hazırlıklı olmayı ve dayanışmanın önemini öğretmiştir.

Sonuç olarak, Osmanlı İstanbul’unda yaşanan afetler, sadece yıkıcı olaylar olarak kalmamış; toplumun, devletin ve bireylerin afetlere karşı aldığı derslerle medeniyetin gelişimine katkıda bulunmuştur. Tarih boyunca afetler, insanlara yalnızca zarar vermekle kalmamış, aynı zamanda onları daha dikkatli, bilinçli ve dayanıklı kılmıştır. Bu nedenle, geçmişte yaşanan afetleri incelemek, günümüz şehir planlaması, afet yönetimi ve toplum sağlığı açısından hâlâ değerli bir rehber niteliği taşımaktadır.

  1. https://www.academia.edu/106655822/19_y%C3%BCzy%C4%B1l_Osmanl%C4%B1_%C4%B0stanbulunda_Sokak_Yap%C4%B1_ve_De%C4%9Fi%C5%9Fim?

  2. https://istanbultarihi.ist/307-xvi-xvii-yuzyil-istanbul-evlerine-dair?

  3. https://kompozisyon.tr/osmanli-donemine-ait-ev-mimarisi-hakkinda-bilgi-kisaca

  4. https://bigthink.com/strange-maps/istanbul-layered-house

  5. https://nezihuzel.net/2011/03/20/kucuk-kiyamet-1509

  6. https://www.knowpia.com/knowpedia/1509_Constantinople_earthquake

  7. https://nezihuzel.net/2011/03/20/kucuk-kiyamet-1509

  8. https://presentations.copernicus.org/EGU2020/EGU2020-22071_presentation.pdf

  9. https://istanbultarihi.ist/131-istanbulu-etkileyen-depremler-karsisinda-toplumsal-hayat

  10. https://www.cambridge.org/core/journals/international-journal-of-middle-east-studies/article/abs/great-fire-of-1660-and-the-islamization-of-christian-and-jewish-space-in-istanbul/3256EB15CEB762616CB0AB1270102EBD

  11. https://www.cambridge.org/core/journals/international-journal-of-middle-east-studies/article/abs/great-fire-of-1660-and-the-islamization-of-christian-and-jewish-space-in-istanbul/3256EB15CEB762616CB0AB1270102EBD

  12. Naîmâ, Tarih-i Naîmâ, C. VI; Ayverdi, Osmanlı Mimarisinde Çelebi ve IV. Mehmet Devri

  13. https://www.gelgez.net/tarihte-istanbulda-yasanan-en-buyuk-afetler-yanginlar

  14. https://www.topragizbiz.com/konular/buyuk-istanbul-yangini-2-eylul-1633.6766/

  15. https://yangin.org/dosyalar/buyuk_beyoglu_yangini.pdf

  16. https://www.fikriyat.com/galeri/tarih/istanbulu-kul-eden-beyoglu-yangininda-ingiliz-elcinin-tarihi-yanilgisi

  17. https://www.gzt.com/derin-tarih/istanbulun-buyuk-yanginlarindan-1870-beyoglu-yangini-3594746

  18. https://www.gzt.com/derin-tarih/istanbulun-buyuk-yanginlarindan-1870-beyoglu-yangini-3594746

  19. https://books.google.com.tr/books?id=xbERAAAAYAAJ&pg=PA250&redir_esc=y#v=onepage&q&f=false

  20. Nalan Turna, “İstanbul’un Veba İle İmtihanı: 1811- 1812 Veba Salgını Bağlamında Toplum Ve Ekonomİ”, Studies of The Ottoman Domain (Osmanlı Hakimiyet Sahası Çalışmaları) 1, sy. 1 (Ağustos 2011): 1-36.

  21. https://en.wikipedia.org/wiki/1812%E2%80%931819_Ottoman_plague_epidemic

  22. https://web.archive.org/web/20200314204818/https://www.um.edu.mt/library/oar/bitstream/123456789/20440/1/Correspondence%20of%20a%20Senglea%20Merchant%20during%20the%20Plague%20of%201813.pdf

  23. https://sarkac.org/2020/04/istanbulda-veba-ve-karantina

  24. https://9lib.net/document/q05xxld3-i%CC%87stanbul-da-sel-ve-firtina.html#google_vignette

  25. Erhan Afyoncu’nun Sabah Gazetesi’ndeki ”Eskiden İstanbul’da Boğaz Bile Donardı” yazısından

  26. https://www.ahaber.com.tr/yazarlar/erhan-afyoncu/2017/01/08/eskiden-istanbulda-bogaz-bile-donardi

  27. https://www.istiklal.com.tr/osmanli-devletinde-depremler-ve-1509-buyuk-depremi

  28. https://www.sabah.com.tr/yazarlar/erhan-afyoncu/2020/04/19/salginda-izolasyon-osmanlida-da-vardi

  29. https://www.vgm.gov.tr/kurumsal/tarihce/kurumumuzun-tarihcesi

  30. https://www.bbc.com/worklife/article/20200701-how-the-black-death-make-the-rich-richer

 

KAYNAKÇA

 Academia.edu

 İstanbul Tarihi

 Kompozisyon.tr

 BigThink

 Nezih Uzel

 Knowpia

 Copernicus Presentations

 İstanbul Tarihi

 Cambridge Core

 BBC

 Gelgez

 Toprağımız Biz

 Yangin.org

 Fikriyat

 GZT

 Vakıflar Genel Müdürlüğü

 DergiPark

 Wikipedia

 Web Archive / University of Malta

 Şarkac

 9Lib

 Sabah Gazetesi (Erhan Afyoncu)

 A Haber

 İstiklal

Avatar fotoğrafı

Muhammed Emir Bedir

İHYÂ – II

Hacı Sabancı Anadolu Lisesi 2. Sınıf Öğrencisi

iletişim: mrbedir2010@gmail.com

2026-27 Eğitim Yılı Kayıtlarımız Başlamıştır

Close Welcome Bar