Giriş
René Descartes, düşünce tarihinde modern felsefenin kurucularından kabul edilen en önemli filozoflardan biri olarak görülmektedir. Matematik, doğa felsefesi ve metafizik gibi birçok alanda çalışmalar yapmış çok yönlü bir düşünür olmasının yanı sıra, özellikle “cogito, ergo sum” yani “düşünüyorum, öyleyse varım” sözü ile ön plana çıkmıştır. Descartes, kesin bilgiye ulaşma problemi üzerine yoğunlaşmış ve modern epistemolojinin temelini oluşturan yeni bir düşünce sistemi kurmaya çalışmıştır.
Descartes, felsefesini sistemli bir şüphe yöntemi üzerine inşa etmiştir. Duyu organlarının yanıltıcı olabileceği, matematiksel işlemlerde bile hata yapılabildiği ve insanın yaşadıklarının bir rüya olabileceği gibi sorulara cevap bulmak amacıyla sahip olduğu tüm bilgileri sorgulamıştır. Bu sorgulamaların akabinde “cogito, ergo sum” cümlesini söyleyen Descartes sonrasında zihin, Tanrı, bilgi idealarını kendi varlığı üzerinden yeniden kavramsallaştırmaya çalışmıştır. Bu süreçte takip ettiği izleği Yöntem Üzerine Konuşma metninde tanıtan Descartes, felsefesini ise Meditasyonlar metninde inşa etmiştir. Bu makalede ilk olarak Descartes’ın temel sorunu olan kesin bilgiye ulaşma problemini nasıl çözdüğü ele alınacak, sonrasında varmış olduğu epistemolojik sistem çerçevesinde Tanrı tasavvuru ve Tanrı’ya atfettiği rol incelenecektir.
Descartes’ın Metodik Şüphesi
Descartes, Yöntem Üzerine Konuşma’sında ilk olarak skolastiklerin de kullanmış olduğu biçim ve ilinek ayrımını kabul ettiğini ve sonrasında söyleyecek olduğu sözlerin o ayrım temel alınarak anlaşılması gerektiğini söylemiştir. Sonrasında içinde bulunduğu durumu anlatır: Descartes, bir kafile ile sefer üzere iken bir yerde konaklamış ve sobanın başında düşüncelere dalmıştır. İlk olarak etrafındaki aletlere bakarken bir aletin tek bir usta tarafından imal edildiğinde birkaç usta tarafından imal edilene göre daha kusursuz olduğundan bahsetmiştir. Sonrasında örnekleri çoğaltarak insan aklının da birçok kişi tarafından inşa edildiğini ve bu sebeple içinde birçok yanılsama ve hatanın bulunduğunu söylemiştir.[1] Bu şekilde tüm bildiklerine şüpheyle yaklaşan Descartes, bu yolda kendisine geçici birkaç ahlaki ilke belirler. Bu ilkeleri orta yolu izlemek, hiçbir yola girmemektense en azından bir yola girmek, girdiği yola odaklanmak ve açık ve seçik olan bilgilerin belirlediği yolda ilerlemek olarak sıralayabiliriz.[2]
Descartes, bu ahlaki ilkeleri belirledikten sonra şüphesinin sebebini ve nelerden şüphe duyduğunu açıklar. Şüphesinin sebebi olarak Yöntem Üzerine Konuşma metninde çok kesin gözüken matematik biliminde en iyi matematikçilerin bile yanlışlar yapmasından dolayı matematikten duyulan şüphe, duyu organlarının her zaman aynı bilgiyi vermemesinden dolayı duyu organlarından duyulan şüphe; öğrendiği, yaşadığı şeylerin rüya olabileceğinden dolayı tüm dış dünyadan duyulan şüphe olarak üç başlıkta değerlendirmiş, Meditasyonlar metninde ise bu şüphesini radikalleştirmiş ve kötü bir cin tarafından sürekli kandırılma ve Tanrı tarafından sürekli yanıltılma olarak iki şüphe sebebi daha eklemiştir. Bu şekilde her şeye şüphe ile yaklaşan Descartes, her şeyden şüphe duysa bile şüphe duyduğundan emin olduğunu, dolayısıyla düşündüğünü, düşünüyor olmasından kaynaklı da bu eylemi zihni ile yaptığı için kendi zihninden şüphe duyamayacağı sonucuna varmış ve “cogito, ergo sum” (düşünüyorum, öyleyse varım) cümlesini söylemiştir.
Cogito’dan Sonraki İnşa Süreci
Descartes, bu noktada zihni ile bedenini birbirinden ayrı olarak değerlendirmiş ve yalnızca zihninin varlığından kesin olarak emin olabileceğini savunmuştur. Bu sebeple de bedenine ve dış dünyaya şüphe ile yaklaşmaya devam etmiştir. Kendi zihni dışında her şeyden şüphe duyduğu bu süreçte kendisini “her şeyden kuşku duyan, bazı şeyleri anlayan, bir tek bunun doğru olduğunu kabul eden, geri kalan her şeyi reddeden, bilmek isteyen, aldatılmak istemeyen, pek çok şey hayal eden ve birçok şeyin görünüşte duyular yolu ile geldiğini fark eden” bir varlık olarak tanımlamıştır.[3]
Descartes, bu aşamada balmumu örneğini ele almış; balmumunun sertlik, şekil, koku ve çıkardığı ses gibi duyular aracılığıyla algılanabilen özelliklerini incelemiştir. Ancak balmumu ateşe yaklaştırıldığında şeklinin değiştiğini, eridiğini, kokusunun ve renginin farklılaştığını gözlemlemiştir. Duyusal özellikleri değişmesine rağmen balmumunun hâlâ aynı nesne olarak kavranabilmesi, Descartes’a göre onun özünün duyular aracılığıyla değil, akıl ile kavrandığını göstermektedir. Böylece Descartes, nesnelerin fikirlerinin bilgisinin duyulardan ziyade zihnin faaliyetleri aracılığıyla elde edildiği sonucuna ulaşmıştır.
Bu sorgulamalarda güneşi de ele alan Descartes; güneşe dışarıdan bakıldığında farklı zamanlarda farklı görüldüğünü, örneğin matematiksel hesaplamalarla anlaşılan boyutundan çok daha küçük göründüğünü söylemiştir. Güneşin duyu organları ile ulaşılan özelliklerinin farklılık gösterebildiğini ve bunların kendi zihnindeki güneş fikri ile uyuşmadığını fark eden Descartes, kendi zihnindeki balmumu veyahut güneş fikirlerinin özünün duyu organları ile anlaşılamayacağı; bilakis zihin ile bu maddelerin fikirlerinin tam olarak kavranabileceği sonucuna varmıştır.
Descartes’ın Sisteminde Tanrı’nın Yeri
Descartes, maddelerin fikirlerinin ancak zihin ile kavranabileceği sonucuna vardıktan sonra maddelerin fikirleri dışındaki özellikleri olan ilineklerini incelemeye koyulmuştur.
Maddenin cismi, kokusu vs. özelliklerinin tam olarak kavranamadığını; dolayısıyla bunlar hakkında vardığı yargıların kendi içinden gelebileceğini düşünmüştür. Sonrasında Descartes Tanrı fikrini incelemeye başlamıştır. Descartes, Tanrı hakkındaki düşüncelerini III. Meditasyonunda şöyle açıklamıştır:
Ben Tanrı kelimesinden, sonsuz bir töz anlıyorum, hiçbir şeye bağlı olmayan, üstün akıl sahibi, üstün derecede güçlü ve sayesinde hem benim hem de başka her şeyin, -tabii başka bir şey varsa- yaratılmış olduğu bir töz. Ama hiç kuşkusuz tüm bu sıfatlar öyle sıfatlar ki, dikkatli baktıkça, tek başına benden türemiş olabilecekleri ihtimali giderek zayıflıyor.
Öyleyse daha önce söylemiş olduklarımdan da zorunlu olarak Tanrı’nın var olduğu sonucunu çıkarmam gerekiyor.[4]
Descartes bu cümlelerde insanın sonlu ve kusurlu bir varlık olmasına rağmen zihninde sonsuz ve mükemmel bir varlık fikrinin bulunmasına dikkat çekmiştir. Ona göre böylesine yetkin bir fikir, eksik bir varlık olan insan zihni tarafından üretilemez. Dolayısıyla bu fikrin kaynağı, gerçekte var olan sonsuz ve mükemmel bir varlık, yani Tanrı olmalıdır. Böylece Descartes, Tanrı’nın varlığını kendi zihnindeki Tanrı fikrinden hareket ederek kanıtlamayı amaçlamıştır.
Descartes, V. meditasyonda da yine Tanrı’nın mükemmelliği üzerinden Tanrı kanıtlaması yapmayı amaçlamıştır. Descartes’a göre Tanrı mükemmeldir, mükemmel olan şeyin gerçekte var olmaması mükemmel olmadığını gösterir, dolayısıyla Tanrı da mükemmel olduğu için gerçekte vardır.
Descartes’ın Tanrı hakkında söyledikleri yukarıda bahsedilen iki Tanrı kanıtlaması ile sınırlı değildir. Descartes, dış dünyadaki şeylerin fikirlerinin gerçekte var olduğu kanısına varmış ve sonrasında fikirler dışındaki şeyleri incelerken Tanrı’yı da inceleyerek Tanrı’nın var olduğu sonucuna ulaşmıştır. Ancak Tanrı’nın var olduğu sonucu Descartes’ın sisteminde gerçek bilginin varlığı için yeterli değildir. Bu sebeple Descartes Tanrı’nın yalnızca varlığını temellendirmek ile kalmamış, Tanrı’nın özelliklerinden yola çıkarak Tanrı ile doğru bilgi arasında bir bağ kurmayı amaçlamıştır.
Descartes, bu noktaya kadar yanılmasının sebebini birçok farklı şekilde açıklamıştır. Ancak son tahlilde Descartes’in yanılmasının sebebi Tanrı’nın onun yanılmasına izin vermesidir. Descartes, girdiği bu epistemolojik krizden Tanrı’nın özelliklerinden hareket ederek çıkmaya çalışmıştır.
Her şeyden önce Tanrı’nın beni bir şekilde aldatmış olabileceğinin imkânsız olduğunu biliyorum. Çünkü bütün aldatmalarda ve kandırmalarda bir tür noksanlık söz konusudur. Her ne kadar aldatabilmek bir zekâ ve güç pırıltısıymış gibi gelse de, hiç kuşku yok ki aldatmayı istemek kötü bir niyet ya da zayıflık göstergesidir ve böyle bir şey Tanrı’da bulunmaz.
Bunun yanı sıra tecrübeyle sabit ki, bende bir yargılama yetisi var ve ben bu yetiyi, bende olan her şey gibi kesinlikle Tanrı’dan aldım. Tanrı da beni aldatmak istemeyeceğine göre, elbette o bana, doğru kullandığım takdirde beni asla yanıltmayacak türden bir yeti vermiştir.[5]
Descartes bu düşünceler ile Tanrı’nın aldatıcı bir varlık olamayacağını savunmuştur. Çünkü ona göre aldatma, eksiklik ve kusur göstergesidir; Tanrı ise mükemmel olduğu için aldatıcılık özelliğinin onda bulunması mümkün değildir. Bununla beraber Descartes kendisinde bulunan yargılama yetisini de doğru kullandığı sürece Tanrı’nın kendisinin aldanmasına izin vermeyeceğini söylemiştir. Böylece Descartes, açık ve seçik olarak kavradığı bilgilerin doğruluğunu Tanrı’nın mükemmelliği üzerinden güvence altına almayı amaçlamıştır.
Descartes’ın Tanrı ile epistemoloji arasındaki ilişkiyi bu şekilde tesis eden sistemine “kartezyen döngü” olarak bilinen bir eleştiri getirilmiştir. Descartes, açık ve seçik olarak algılanabilen her şeyin doğruluğundan emin olmadan açık ve seçik bilginin garantörü olarak Tanrı’yı merkeze almıştır. Descartes’ın sistemi bu noktada kendi kendisini kanıtlayan döngüsel bir mekanizma olması ile eleştirilmiştir.
Descartes’ın sistemi ilk bakışta döngüsel görünmektedir. Ancak Descartes’ın Tanrı’nın varlığını kanıtlamadan önce kullandığı açık ve seçik kavrayış ile Tanrı’nın varlığından sonra güvence altına alınan açık ve seçik bilgiler arasında farklı bir değerlendirme yapılabilir. Bu yorum çerçevesinde Descartes, başlangıç aşamasında yalnızca doğrudan kavranan bazı açık ve seçik bilgilerin kabul edilmesinden hareket ederek Tanrı’ya ulaşmaktadır. Tanrı’nın varlığını kanıtlamasının ardından ise açık ve seçik bilgilerin güvenilirliği Tanrı tarafından garanti altına alınmaktadır. Bu şekilde Descartes Tanrı’nın varlığını kanıtladıktan sonra Tanrı’nın varlığını kanıtlamadan önceki açık ve seçik kabullerinden de şüphe edebilir konuma gelmektedir. Böylece sistemin tam olarak döngüsellik içerisine girmediği, aksine kendi temelini sağlamlaştırmayı amaçlayan bir yapı kurmaya çalıştığı ileri sürülerek tartışmaya kısmi bir açıklama getirilebilir.
Sonuç
Rene Descartes, felsefe tarihinde en çok iz bırakan filozoflardan biri olarak metodik şüpheci tavrı ile öne çıkmıştır. Duyu organlarından, rüyada olup olmadığından, matematiğin doğruluğundan şüphe eden Descartes en sonunda kendisinin şüphe ettiğinden emin olmasından hareketle “cogito, ergo sum” cümlesini söylemiştir. Yalnızca kendi zihni ile sınırlı kalan Descartes, dış dünya ile ilişki kurmak adına Tanrı fikrini incelemeye koyulmuştur.
Kendi zihnindeki mükemmellik, sonsuzluk gibi fikirlerin sebebi olarak Tanrı’nın kendisini bulan Descartes, mutlak mükemmel olan Tanrı’nın mükemmelliğinin varlığını gerektirdiğini düşünerek Tanrı’yı kanıtlamayı amaçlamıştır. Descartes, sonrasında aldatmanın bir eksiklik olduğunu düşündüğünden ötürü, mükemmel olan Tanrı’nın aldatmayacağını ileri sürerek dış dünya ile kendi zihni arasında Tanrı aracılığıyla bir köprü kurmayı amaçlamıştır.
Descartes’in bu sistemine birçok filozof tarafından “kartezyen döngü” adı verilen bir eleştiri yapılmıştır. Bu eleştiriye göre Descartes, Tanrı’nın varlığından açık ve seçik bilgiyi, açık ve seçik bilginin varlığından yola çıkarak Tanrı’nın varlığını ispatlamıştır ve bu birbirini ispatlayan düalist yapı kartezyen döngü olarak adlandırılmıştır. Ancak Descartes’in sisteminde Tanrı’nın varlığının kanıtlanmasından önceki açık ve seçik anlayışı ile Tanrı’nın varlığının kanıtlanmasından sonraki açık ve seçik anlayışı ayrı değerlendirilirse bu iki anlayış arasında bir güvenilirlik hiyerarşisi kurulabilir. Tanrı kanıtlamasından önceki açık ve seçik anlayışı Tanrı kanıtlamasından sonraki açık ve seçik anlayışı tarafından incelemeye tabi tutulabilir ve tashih edilebilir. Bu çerçeve ile Kartezyen sistem bir döngü olarak değil, kendi kendisini destekleyen bir düzenek olarak değerlendirilebilir.
KAYNAKÇA
Descartes, René. Aklını İyi Yönetmek ve Bilimlerde Hakikati Aramak İçin Yöntem Üzerine Konuşma. Çeviren Murat Erşen. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020.
Descartes, René. Meditationes De Prima Philosophia: Metafizik Üzerine Düşünceler. Çeviren Çiğdem Dürüşken. İstanbul: Alfa Yayınları
- René Descartes, Aklını İyi Yönetmek ve Bilimlerde Hakikati Aramak İçin Yöntem Üzerine Konuşma, çev. Murat Erşen (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020), s. 15 ↑
- Descartes, Yöntem Üzerine Konuşma, s. 27 ↑
- René Descartes, Meditationes De Prima Philosophia: Metafizik Üzerine Düşünceler, çev. Çiğdem Dürüşken (İstanbul: Alfa Yayınları, 2015), s. 39 ↑
- Descartes, Meditasyonlar, s. 63 ↑
-
Descartes, Meditasyonlar, s. 75 ↑